3.12.2009 · Kategori: her telden

YENİ YAZI


İki gündür siteye girmekte sorun yaşıyoruz.O yüzden yeni yazı ekleyemiyoruz.Merak edip soran tüm okuyuculara selam ile...

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

25.11.2009 · Kategori: benligime hosgeldin icimin gulen yuzu

İZMİR AYAKLARIMIN ALTINDA

Hani demiştim ya sürprizler bitmemiş,devamı varmış diye.İşte dün akşam sürprizlerin devamını yaşadım doya doya J Öncelikle bu yılki hediyelerimden bir tanesinden bahsetmek isterim;bu yıl biraz cadılık yapıp ne istediğimi ima ettim Ali’ye J Uzun araştırmalar yapıp,bir çok yorum okuyarak istediğime karar verdiğim Braun Satın haır colour ES3 saç düzleştiricim oldu artık benimde…Hediyeme öğretmenler gününden önce kavuştum ben,kullandım ve çok memnun kaldım…Ürünü merak edenler için özellikleri;

                         

 

  230 dereceye kadar ısınma

  Nemlendirme özelliği saçı düzleştirirken oluşan nem kaybını %50 oranında önler.Satin iyon teknolojisi sayesinde boyalı saçların (benim saçlarım boyalı değil ama yine de bunu aldım ben J )doğal nem dengesini koruyarak kaybolan nemin geri kazanılmasına yardımcı olur

  Renk kaybını önleme özelliği boyalı saçlarda %70''e varan oranda renk kaybını önleyerek, saç renginde fark edilir derecede parlaklık sağlar

  Kurumayı ve saçın zarar görmesini önleme özelliği geleneksel seramik levhalara kıyasla 3 kat daha fazla yumuşaklık ve aşırı kurumayı engelleme

  Saçın tipine göre bakım özelliği sıcaklığı ince,normal ve kalın telli olmak üzere saç tipinize göre kontrol etmenizi sağlar

  Hızlı ısınma süresi sayesinde 30 saniyede kullanıma hazır

  Boost butonu : Erişimi zor bölgedeki saclar için ısıyı boost butonuna basarak hızlı bir şekilde arttırabilir.20 saniye süresince, cihazınız 20 derece daha fazla ısınır bu süre boyunca ışık yanar.Bundan sonra tekrar ayarlanmış ısısına geri döner

  Otomatik kapanma

  Şekillendirme sürecinizin daha pratik ve hızlı olması için, cihazınız en son ayarladığınız kişiselleştirilmiş ayarları bir sonraki kullanım için kaydeder

 

Ve dün akşam… büyüleyici manzarasına hayran kaldığım bir yerde nefis bir akşam yemeği ayarlamış sevgili.Altınpark city…Mekan henüz yeni sayılır,yeni olmasına rağmen şimdiden İzmirlilerin gözdesi oldu.Altınpark haberlerini gazetelerde çokça okumuş internette görmüştüm ama ilk defa dün akşam gitmek nasip oldu.Sevgili sabahın erken saatlerinde,beni okula bıraktıktan sonra oraya gidip her türlü ayarlamayı yapmış.Bana da ısrarla tembih etti “okuldaki yemeğe kalma,kalacaksan da az ye” diye.Güzel bir akşam yemeği yiyeceğimizi tahmin ediyordum ama böylesine güzel bir mekan

 beklemiyordum açıkçası.Hani çok daha önceleri bir yazımda Asansör’den bahsederken demiştim ya “Şimdiye kadar hangi şehirde bulunduysam,hangi şehirde yaşadıysam hep o yerin şehri en yüksekten ayaklarımın altına seren zirve noktalarını sevmişimdir ben.Herhangi bir caddesi yada herhangi bir parkı değil ille de en yüksek yeri benim için” İşte Altınpark city tam da benim istediğim gibi bir yer.Çünkü orada kuşbakışı körfezi seyredebiliyor insan,hem de balkondan bakar gibi…Tesis, İzmir'in öyle bir noktasına kurulmuş ki, İzmir Körfezi'ni 180 derecelik açıyla, Bayraklı'dan Çiğli, Güzelbahçe açıklarına kadar 'kuşbakışı' seyredebiliyorsunuz. Karşıyaka, Konak, Güzelyalı, Göztepe ve Kadifekale sırtları ise rengârenk ışıklarıyla insanı kendinden geçiriyor.Dün gece biz serin olur düşüncesiyle rentaurantın içinde manzarayı net olarak gördüğümüz cam kenarında yedik yemeklerimizi.Yemeklerin sunumu çok güzel lezzetleri ise yerindeydi.Yemek sonrası dışarıya çıkıp o güzel manzarayı doya doya izledik.Üşümeyelim diye hemen küçük,polar battaniyeler getirdiler,her şey düşünülmüş yani.E her şey böylesine güzelken sanırım artık en uğrak mekanlarımızdan birisi olacak Altınpark city...kahvaltıya,çaya yada yemeğe gidip daha çok izleyeceğiz o güzel manzarayı J

 

Tesisle ilgili haberlere göre, alkol satışının yapılmadığı Altınpark City'ye önümüzdeki yıl yarı olimpik yüzme havuzu, ATV parkuru, paintball ve çim futbol sahalarıyla yürüyüş parkurları yapılacak. Tam olarak faaliyete geçtiğinde, Ege Bölgesi'nin en büyük eğlence ve dinlenme tesisi olacakmış.

 

Yemeğin,manzaranın ve sevdiceğin yaşattığı güzelliklerin tadını doyasıya yaşadım dün akşam.Altınpark’tan sonra annemlere (Alişimin annesi) kahve içmeye gittik.Ben,saatinde ilerlemesiyle iyice yorgun düşmüş bir vaziyette,gözlerim kapanmasın diye uğraşırken minik bir kutlamada orada yaptık ve tatlı bir sohbetin ardından geceyi sonlandırdık…

 

Bu meslekte daha nice güzel günler,daha nice güzel öğretmenler günleri görürüz inşallah…

 

Neşeniz bol olsun…


Kalıcı Bağlantı Yorum (17) Yorum yaz!

24.11.2009 · Kategori: AYSENUR__dan

NEREYE BAKSAM RENGARENK ÇİÇEKLER

Son zamanlarda ne kadar da çok çiçekli yazı yazdım değil mi?

                                    

 

 

 

Bu günde onlardan bir tanesi daha.Ama bu yazı bugün yazılmazda ne zaman yazılır değil mi?Sabahın erken saatlerinden bu vakte kadar rengarenk çiçekler topluyorum kucağımda.

 

Okul koridorlarında,öğretmenler odasında,sevgilinin gözlerinde,öğrencilerimin sözlerinde…her yerde ama her yerde rengarenk çiçekler var…Meslekte 4. yılım ve sevildiğimi iliklerime kadar hissettiğim gün oldu artık 24 Kasımlar…

 

 Ard arda gelen mesajlar,telefonlar,çiçekler,hediyeler,iltifatlar,sürprizler ve daha

 nicesi.Ki hala da bitmemiş sürprizler sevgili öyle diyor ve ben yine heyecanlanıyorum,hazırlandım bekliyorum J

 

Çok fazla söze gerek yok aslında fotoğraflara bakmak yeterli…(Fotoğraftaki güzelliklerin her biri evimin bir köşesini süslüyor,eve gelir gelmez düzenledim her birine yer bulup gözümüz gönlümüz açılsın diye fotoğrafladım )

 

Benim zarif blogcu arkadaşlarım beni unutmadılar yine dünkü ve bugünkü bir çok yazılarında bu günümü kutladılar.Hepsine yürekten teşekkür ediyor bende buradan blogcu meslektaşlarımın bu güzel gününü kutluyorum…

 

Neşeniz bol olsun…


Kalıcı Bağlantı Yorum (11) Yorum yaz!

19.11.2009 · Kategori: AYSENUR__dan

HAFTASONUNU BEKLERKEN...

Guzmania çiçeğimi fotoğrafladım ya güllerimi yayınlamazsam ayıp olur J

 

İşte bunlar bu günlerde odamı süsleyen güllerim(sevgili eşim sağolsun).Kıpkırmızı,kadife yapraklı güllerim.Ne de güzel açmışlar,katmer katmer…Oysa bana geldiklerinde minicik gonca idiler.Çiçeklerle mekanlar daha bir güzelleşiyor ve çiçeklerim açtıkça bende çiçek açıyorum…

 

Bloga çok uğrayamaz oldum artık, bunun nedeni blogcunun yeni yüzünü beğenmemem değildir.Bilakis çok beğendim çokta fonksiyonel buldum bazı özelliklerini.Ama henüz tam olarak oturmamış özelliklerin çoğu,zamanla her şeyin daha da iyi olacağını ümit ediyorum!Bloga uğrayamaz oldum çünkü yoğunluğumuz malum.Tüm gün okulda olup akşamları eş-dost,akraba,aile toplantılarıyla vakit geçip gidiyor.Bu yoğunlukta vakit bulup gidip 2012 filmini izledik.Bahsetmeden geçmeyeyim;Film Ali nin beklentilerini hiç mi hiç karşılamayınca filmden çıkıp eve gelene kadar filmin tüm saçmalıklarını ve eksiklerini sayıp durdu bana.Film büyük paralarla, teknolojinin nimetlerinden faydalanılarak çekilmiş.Senaryo her zamanki gibi çok tanıdık;dünyanın sonu.Senaryo bu kadar sıradanken bazı sahnelerin hakkını vermek gerek.Bir kaç sahnede sanki oraydaymışım hissini yaşayıp ürperdim.Zaten sırf o sahneleri izlemek için gidilir sinemaya aksi halde ne olursa olsun evde dev gibi sinema ekranınız yoksa pek bir keyif vermez film sanırım…

 

Grip salgını,devam-devamsızlık raporları,aşı kampanyası ve aşı tartışmaları,erken tatil söylentileri derken bir haftayı daha geride bırakıyoruz yavaş yavaş.Bu hafta sınav haftamızdı bizim.Kendi okulumda ortak sınav sistemimiz var.Sınavlarımızda optik form kullanıyoruz ve bu bizim işimizi büyük ölçüde kolaylaştırıyor.Biz sadece soruları hazırlıyoruz.Sınav sorularının basılması,sınavın yapılıp,sonuçların okunması ve duyurulması bölümlerini idaremiz bizim adımıza yapıyor.Ama diğer okulumuzda sistem çok daha farklı işliyor.Sınavları biz kendimiz okuyoruz.O yüzden bu haftasonum eşimin de yardımıyla sınav okumakla geçecek.Çok şükür ki Ali sınav kağıdı okumayı seviyor,birlikte sınavları okurken çok eğleniyoruz yoksa onca ödev,sınav kağıdı nasıl okunurdu ki?Ama bu işi daha eğlenceli bir hale getirmek için bu hafta cumadan gidiyoruz İzmir den.Çok uzağa değil,Çandarlı ya J

 

Uzun zaman oldu oraya gitmeyeli.Çandarlı da kışı yaşamak lazım.Boş,sakin bir o kadar da romantik sokaklarında gezinmek,hırçın denizi görüp soğuğu hissetmek lazım.O yüzden en kalın kazaklarımızı yanımıza alıp,çokça uğraşarak şömineyi yakmak,yanan odun çıtırtılarını dinleyerek baş başa bu haftanın yorgunluğundan kurtulmak lazım…

 

Şimdiden sabırsızlanıyorum…

 

Neşeniz bol olsun…


Kalıcı Bağlantı Yorum (6) Yorum yaz!

13.11.2009 · Kategori: her telden

ÇİÇEKLERİM

Bundan aylar öncesinde okulda elimde kocaman bir buketle mutluluktan uçarcasına dolaştığımı gören öğrencilerime “benim asıl çiçeklerim sizlersiniz” demiştim.Sonrasında her rehberlik derslerimizde konu dönüp dolaşıp çiçeklere ve onların benim çiçeklerim olduğu mevzusuna gelmişti J Benim yaramazlarla konuyu dalgaya alıp duruyoruz.Şimdi başlığı yazınca aklıma okuldaki çiçeklerim geldi.Ama benim burada bahsetmek istediğim çiçekler evdeki çiçeklerim J

 

Şurada bahsettiğim çiçeğimi bir süreliğine güneş görsün diye pencerenin önüne koymuştum.Bir gece vakti aşırı rüzgardan dolayı pencerenin önünden aşağıya düşmüş saksısı kırılmış.Onu eve getirip özenle baktım ama nafile kuruyup gitti.O zaman çok

üzülmüştüm bir daha çiçek yetiştirmeyi filan düşünmüyordum ama artık yeni çiçeklerim var…

 

 

Yaklaşık 1,5 ay önce aldım fotoğraftaki çiçeği.Adı guzmania tam adı guzmanıa lıngulata…Ama biz ona kendi aramızda kısaca “guzmania canavarı” diyoruz J Bu çiçeği gördüğümde ilk önce minik kırmızı saksısına bayıldım ben.Kırmızı sevdamı bilmeyen kalmadı artık değil mi? J Saksının yanı sıra onun içinden yükselmiş kırmızı-yeşil yapraklar öyle güzeldi ki dayanamayıp aldık,evimizin bir köşesini süslüyor şimdi.Aldığım her çiçeğin bakımını mutlaka öğrenirim ama çiçeği aldığım gün acelemiz olduğu için çiçeğimin bakımı hakkında yeterli bilgiyi alamadım.Eve gelince netten araştırdım ve bakımı hakkında bilmem gerekenleri öğrendim;

 

Saksı Değiştirme: Her 2-3 yılda bir Nisan ayında yapılır.
Gübreleme: Nisan - Eylül ayları arası 2 haftada bir kez 2 g/l kompoze gübre verilir.
Sulama: Mart'tan Ağustos'a kadar olan büyüme döneminde oda sıcaklığındaki kireçsiz su ile bolca sulanmalı, toprak nemli tutulmalı ve yaprak hunisindesu bulundurulmalıdır. Kışın Ekim'den Şubat'a değin olan dinlenme döneminde verilen su azaltılmalı ve yaprak hunisinde su bulundurulmalıdır.”

 

Bir de geçtiğimiz günlerde Afyon’dan dönerken “top papatya” aldık.Mevsimi olmadığı için henüz açmadı onlar.Açtığında buradan paylaşırım J

 

                                                         ******

Bu arada şu linke tıklayıp benim bez torbalarımı görebilirsiniz.

 

Türkiye’de 5 kişiden biri naylon poşet yerine alışverişlerinde bez torba kullansa, bir nesil boyunca ülkemiz 31 milyar 46 milyon 400 bin naylon poşetten kurtulacak.

Çünkü, bez torba kullanmak, bir kişi için haftada 6, ayda 24, yılda 288, yaşam boyunca ise 22 bin 176 plastik poşeti kullanmamızı engelliyor.”

 

Bir güzel çift bez torba kullanımını destekliyor.Ve herkesi bu güzel harekete davet ediyor…Ayrıca bu hareketi böylesine güzel bir blog ile güzelleştiren pazarfilesi.blogspot ‘a teşekkürler…

 

Temiz bir dünya için naylon poşetlere hayır!

 

Neşeniz bol olsun…


Kalıcı Bağlantı Yorum (19) Yorum yaz!

8.11.2009 · Kategori: her telden

KÜÇÜK KARA SAMED;bir Bilimsel Tiyatro Atölyesi Oyunu

“Gül kokusu diken acısı
unutma çocuk
sabahtır
her karanlık gecenin arkası”

Amaçları yürümekti ulaşmak değil…ve onlar yürüyorlar…Onlar kim mi?birbirinden yetenekli,birbirinden değerli ve kendi deyimleriyle “asla yorulmayanların buluştuğu” bir yer dedikleri BTA lılar…

Geçtiğimiz Cuma akşamı –daha önce de bahsetmiştim- Küçük Kara Samed adlı oyunu izlemek için gittik ilk kez BTA’ya.Küçük,şirin,samimi mekanları,gülen gözlü oyuncuları,sempatik hocaları ve etkileyici bir eser ile büyülediler bizi.

Oyun, yaklaşık 1,5 saat sürüyor ve 1939 yılında Tebriz’de doğup,1968’de yine aynı şehirde öldürülen bir yazar-öğretmen olan Samed Behrengi’nin hazin ve kısacık hikayesini konu alıyor.

Behrengi’nin daha çocuk yaşlarında başlayan sorgulayıcı tarzı,ailesinin fakir yaşamı,öğretmen olmak için okuması,öğrencileri için nice zorlukları göze alışı,eğitim sisteminin çarpıklıklarına gözü pek tavrıyla baş kaldırışı ve daha gencecik yaşında hayata veda edişi…hepsi öylesine çarpıcı diyaloglarla sahneye konulmuştu ki izlerken oyunun içinde kaybolduk sanki…Oyunda kullanılan Farsça  müzikler oyuncuların sözlerine daha bir anlam katıyor,izleyicinin tam kalbine dokunuyordu adeta.Benimse en çok hoşuma giden Hayrettin Filiz hocanın oyun için yazmış olduğu  ‘Behrengi’ye Ağıt’ adlı şiirin bestesinin oyuncular tarafından seslendirildiği bölümdü.

Oyunun başlamasını beklerken kapının önünde izleyiciler için hazırlanmış minik sergide Behrengi’nin eserlerini,birkaç mektubunu,onun el yazısını inceleme şansı bulduk.Böylelikle daha oyunu izlemeden Behrengi hakkında bilgi edinmiş olduk.

Oyun güzel bir barkovizyon sunumuyla daha da zenginleştirilmişti.Bu sayede Samed Behrengi’nin çocukluk hallerini,anne-babasını,ailece bir bayram sabahlarını görme şansına eriştik siyah-beyaz fotoğraflarda.Ayrıca bu güzel oyunu yazan ve yöneten Hayrettin hoca ve eşi Sevil hanımın (okuldan öğretmen arkadaşım) 2008 yılında İran’a yaptıkları yolculukları esnasında çekildikleri fotoğraflarla Behrengi ailesinin bazı fertlerini,evlerini ve onların BTA ziyaretlerini,Samed Behrengi’nin mezarını görmüş olduk.

Ciddi bir çalışmanın ve katıksız bir emeğin ürünü olan bu oyunu izlemek isteyen İzmir’li tiyatro severler yolunuzu BTA’ya düşürün derim…

Neşeniz bol olsun…

                                                                                

Kalıcı Bağlantı Yorum (10) Yorum yaz!

5.11.2009 · Kategori: her telden

SON ZAMANLAR



Neler yaptık?

Aslında anlatılacak çok fazla yol hikayesi birikti.En son çok kısa da olsa anlattığımız Balıkesir gezimizden sonra geçtiğimiz hafta dört günlüğüne Afyon’a bir gezi yaptık.

Tadına doyulmayacak dört güne;ablalarımla harika bir Eskişehir gezisi,İzmir Afyon yolu üzerinde birbirinden ilginç yol maceraları,değişik mekanlar,güzel manzaralar ve bir sürü fotoğraf sığdırdık.Afyon’da özelliklede Eskişehir’de bu yılın buz gibi havasıyla karşılaştık,üşüdük,evde hazırladıklarımızı yol kenarlarındaki güzel yerlerde yedik,mis gibi dağ suları içtik,ıslandık,sisli yollarda durup manzara izledik…

 Nerelerdeyiz?

Hergün okulda-işteyiz,yollardayız,netteyiz,akşamları eş-dost toplantılarındayız…Paylaşmak istediğim bir çok şeyi buradan yazayım isterken bir türlü vakit bulamamaktayım ama bugün maillere bakarken tam 34 tane “neredesin?,neden yazmıyorsun?” Başlıklı dost maili gördüm.Hemen gelip bir kaç kelam edeyim istedim.Bloguda ihmal etmeye gelmiyor,farkındayım J Ama günler öylesine yoğun geçince buraya yazmaya çoğu zaman üşenir oldum.
Sonbaharda İzmir akşamlarının tadı bir başka oluyor,havalar iyice soğumadan tüm gün ne kadar yorgun olsakta akşamları mutlaka bir planımız oluyor.Mesela önümüzdeki üç akşam şimdiden planlanmış durumda.Yarın akşam bir arkadaşımızın oyununu izleyeceğiz,şimdiden çok merak ediyorum,cumartesi günü annemle ailenin hatunlarının toplanacağı bir ev oturmasına gideceğiz (ev oturması ve ben aynı cümle içinde! J ),cumartesi akşamı yine güzel bir oyun izleyeceğiz ve Pazar günüde Çandarlı’ya kaçalım,geç saatlerde dönelim diyoruz.Bakalım nasip…

İki Dil Bir Bavul

Vizyona girmesinin üçüncü günüydü sanırım gidip izledik.Film İzmir’de sadece bir sinemada (İzmir Sineması-Alsancak) gösterime girdi bildiğim kadarıyla…

Fragmanlarını izleyip çok beğendiğimizi daha öncesinde yazmıştım.Filmi izlediğimizde biraz hayal kırıklığı yaşadım,film tamamen gerçek,kurgu değil.Belgesel havasında çekilmiş,oynayan,rol yapan yok.Öğretmen 2007 yılında o köye atanan gerçek bir öğretmen…okul,sınıf,öğrenciler gerçek… hepsi normal hayatlarını sürdürürken hiç müdahale edilmeden yaşamlarının bazı bölümleri kayda alınmış.Teknik kusurlar göze batıyordu,iç çekimlerden ziyade dış çekimler çok daha başarılıydı…Ama yine de bir meslektaşımı beyaz perdede izlemek hoşuma gitti benim…


Neşeniz bol olsun...

Kalıcı Bağlantı Yorum (9) Yorum yaz!

27.10.2009 · Kategori: her telden

ARKADAŞLIKLAR...İYİ Kİ VAR...


Hani bazı insanlar vardır; onların yanında yaşam enerjiniz ikiye katlanır,yüzünüz güler,varlıkları bile katıksız bir sevinç katar gününüze … İşte öyledir Betül ve İlker’in yanında olmak... “olsun… artık bulduk birbirimizi…şimdi ayrılsakta yeniden kavuşmak var nasılsa…” demişim şurada
, doğruda demişim çünkü geçtiğimiz hafta sonunu Balıkesir’in şirin bir ilçesinde can dostlarla yaşadık doyasıya.

 

Cuma günlerini ısrarla çok sevmeye devam ediyorum.Cumartesiler ve pazarlar güzeldir çünkü…



Cuma günü akşam çıktık yola büyük bir heyecanla…Üç buçuk saatlik bir yolculuğun ardından kavuştuk ve yine harika bir haftasonu geçirdik.Ah yine ne çok özlemişim Betül’ün o her şeyi heyecanlı heyecanlı  anlatmasını,Ali ve İlker’in her şeyle dalga geçen neşeli hallerini…Zaten eve girer girmez kısa bir hal-hatır sorma faslından sonra Betül’ün mis kokulu kahveleri elimizde derin sohbetlerimiz başladı.Tabi ben sohbetler daha fazla derinleşmeden Betül’ün evini gezmek istedim.Tek kelime ile çok zarif bir zevkin eseri harika bir evleri var.Evi güzelleştiren Betül ve İlker’in en küçük bir ayrıntıyı bile güzelleştiren orijinal fikirleriydi elbette.Ali de ben de bayıldık o güzel eve.Kendi evimizcesine rahat ettik,içimiz açıldı o güzel mekanda…

 


Cuma akşamı geç saatlere kadar oturup doyasıya hasret giderdik.Cumartesi günü enfes bir kahvaltıdan sonra pırıl pırıl güneşin altında mis kokulu çam ağaçları arasında güle oynaya mantar aradık.Biz Betülle bol bol fotoğraf çekip ormanda yürümeye çalışırken beyler ciddi ciddi mantar aradılar.Ama bulamadılar
J O güzel çam ağaçları arasında temiz havayı ciğerlerimize depolarken mantar aramaktan yorulan beyler tavla oynayarak eğlendiler bizse sohbet edip gazetelerimizi okuduk.Doğanın koynunda sessizlik,güneş ve huzur…Orada otururken fark ettim ne de çok ihtiyacım varmış güneş gibi gülümseyen bir dost yüzüne,sıcacık dost sohbetine…arkadaşlıklar… iyiki var…

O akşam yemeğini harika bir yerde yedik.Önce önümüze serilen kartpostal gibi müthiş manzarasıyla büyüledi mekan bizi ardından şırıl şırıl akan suyun sesini dinleyerek yediğimiz ve  tadı-damağımızda kalan alabalığı ile…Hava karardığı için cumartesi akşamı çok fazla gezememiştik orayı Pazar günü tekrar gittik ve İlker rehberimiz olup her bir köşesini gezdirdi bize (fotoğraflar bir çok şeyi anlatıyor aslında)...Yemek sonrasında evde seçtiğimiz filmleri izledik,eski fotoğraflara bakıp güldük,birlikte güzel tatil planları yaptık…günler geçse güzel güzel, tatil olsa…tatil denilen zaman dilimini seviyorum J

Çam ağaçları arasında arayıpta bulamadığımız mantarları bulup satan amcalardan birinin tezgahı önünde durup mantar hakkında bilmediklerimizi öğrenip iki kilosu bizim olsun dedik.Dönüş yolunda şeker gibi tatlı Kırkağaç kavunlarının asılı durduğu bir çok çadırdan birinin önünde durup kavun tadıp en tatlı görünenlerden seçip aldık.

Ve Pazar günü…dönüş vakti…ayrılıklar zor, hele de öylesine güzel bir haftasonundan sonra çok daha zor…

arkadaşlara,sevdiklerine çok daha fazla vakit ayırmalı insan değil mi?…

şimdiden özledim…

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (17) Yorum yaz!

21.10.2009 · Kategori: AYSENUR__dan

KÜÇÜK AMA GÜZEL ŞEYLER...

Son zamanlarda tarihe damga vurmuş olaylar üzerine kurulmuş hoş öyküleri okuyorum çoğunlukla.Hele de bizim tarihimize batılıların bakışı daha çok ilgimi çekiyor.Elimde Roderick Conway Morris’in Cem Sultan-Sürgündeki Veliaht (epsilon yay.) adlı kitabı var.Cem şimdi nerelerde diye düşünürken okumaya ara verdim…Şu an kendini bulutların arasına saklayan güneş günün büyük bir zamanında cömert davranıyor İzmir’e.O ne kadar cömert olsa da sabahın insanın içini ürperten serinliği,sararmış yapraklar yazın geçip gittiğini söylüyor.Yaz bitti…

Geçip giden sadece yaz değil kimler kimler gelip geçmiş işte…

Aklım Burak Reis’in Cem Sultan’ı arama maceralarına takılı kalıverse de çayımı tazeleyeyim diye kalkınca koptum olaydan J Bilgisayarın başına da oturmuşken sizlere benim şirin sınıfımı göstereyim istedim.Bizim okulda derslik sistemi var.Her branşın ayrı bir sınıfı olunca sınıf içinde her türlü düzenlemeyi yapabiliyoruz…dersimize,konularımıza göre…

 
Beni bilirsiniz ben öyle boş duvarlara bakarak ders anlatabilecek bir öğretmen değilim.İçinde bulunduğum mekan önce beni rahatlatmalı,orada bulunmaktan mutlu olmalıyım.Gerçekten de içinde bulunmaktan sadece benim değil tüm öğrencilerimizin keyif aldığı bir sınıf ortamı yaratmak için didinip duruyoruz son günlerde.Geçtiğimiz pazartesi günü son dersin bitiş zilinin çalmasıyla benim canavarlar her zamanki gibi fırlayıp gitti sınıftan.Ben bir taraftan kitaplarımı (ders kitabı,öykü kitabı,bilmeceler-fıkralar kitabı bir de şiir kitabı) dolaba yerleştirmeye çalışırken etrafımda toplanan guruba laf yetiştirmeye çalışıyordum.Ben hararetli hararetli işimi yaparken bir baktım Alişim gelmiş..J Bu arada benim öğrenciler Ali nin hayranı,Ali ile konuşmaya çekiniyorlar hep uzaktan durup hayran hayran tepeden tırnağa inceliyorlar,onunla göz göze gelmeye çalışıp gülümsüyorlar .O olmadığı zaman beni yakalayıp “eşiniz miydi?”, “ay çok yakışıklııııı, örtmenim çok şanslısınız”, “ay çok yakışıyorsunuz büyünce bende böyle evlencem”, “örtmenim eşiniz bi gün dersimize gelsin noluuur” gibi sözlerle beni güldürüyorlar.Ali ye olan bu ilgiyi kıskanıyorum çoğu zaman, ama çaktırmıyorum J Ali’yi görünce 6 saattir ders anlatmanın vermiş olduğu yorgunluk uçtu gitti benden.Hele bir de onun sınıfımızı güzelleştirmek için yanında getirdiklerini görünce bir dakika bile durmadan işe başladık.Çiçekli-kelebekli rengarenk stickerları duvarlara yapıştırdık,yıkanmış bembeyaz olmuş tüllerimizi astık,öğrencilerimin bu yılki eserlerini panoya astık…derken çiçek gibi bir sınıfımız oldu.Sınıfın yeni halini gören öğrenciler boş durur mu öncelikle sınıfımızı çok sevdiklerini söyleyip beni mutlu ettiler ve bizim renkli çiçekler arasına birbirinden güzel söz ve yazılar getirip yapıştırdılar.Hatta bir tanesi sınıfımız için çok güzel bir duvar saati,bir diğeri harika bir çerçeve,biri rengarenk bir masa örtüsü almış.E artık bundan sonrasını onlara bıraktım ben, daha da güzel şeyler yapacaklarına eminim…

 
Sevgili sadece sınıfı güzelleştirme konusunda değil özellikle haftasonu ben derslere hazırlanırken birbirinden ilginç fikirleriyle bana o kadar çok yardımcı oluyor ki.Bu konuda cidden çok şanslıyım,benim hiç aklıma gelmeyen etkinlikler,oyunlar,örnekler ve en önemlisi hediye fikirleri hep onun aklına geliyor.Anlatılacak konular üzerine onunla uzun uzun konuşup tartışmayı çok seviyorum.Konularımızı güncelleştirerek öyle bir yorumluyor ki neden bunlar benim aklıma gelmiyor diye kendime kızıyorum
J Şimdi heyecanla onu bekliyorum gelsin de Cem Sultan hakkında konuşalım…evet işten gelir gelmez kafasını şişireceğim sevgilinin J

 

Neşeniz bol olsun…

Kalıcı Bağlantı Yorum (17) Yorum yaz!

17.10.2009 · Kategori: benligime hosgeldin icimin gulen yuzu

KÜÇÜK HEDİYELER,BÜYÜK MUTLULUKLAR

Haftasonları yahutta akşamları dışarıya çıktığımızda sevgili ile aynı-yakın renkleri üzerimizde taşımayı seviyoruz.Çoğu zaman bunu bilerek yapmıyoruz kendiliğinden oluşuveriyor tarzımız,birbirine yakın renkler,bize yakışan bir güzel çift tarzı…Geçen gün yolumuz Mavi’ye düştü.Aslında düşmedi şehir dışına çıkarken ben bilerek düşürdüm oraya yolumuzu J Çünkü Mavi den gelen mesajlar sürekli “indirim var” diyordu,gideyim bakayım ne inmiş diye merak ettim işte.Mavi nin koleksiyonu bu yılda çok hoş ayrıntılarla dolu,özellikle İstanbul tişörtleri hala çok güzeller.Spor giyinmeyi sevip rahat bir tarz yakalamak isteyenler bu indirimleri kaçırmasın derim.Biz buz mavisi jeanlerimizi çok severek aldık bize de çok yakıştı J Ha bu arada bayan Jeanlerde indirim her zamanki gibi daha fazla J

                                    ***********************

Geçen haftamız çok ama çok yoğun geçti.Akşam gezmeleri,şehir dışı (yakın yerler)kaçamakları,arkadaş buluşmaları…Bunun üzerine bir de gündüzleri iş yoğunluğunu ekleyince günler nasıl geçti anlayamadık.Benim iki okulumdan bir tanesi çok merkezi bir yerde.Yani okuldan çıkınca cennete düşmüş misali bir sürü,rengarenk mağaza vitrini ile karşılaşıyorum.Vitrinlere bakmak yetmiyor çoğu zaman ders aralarında mağazaları karış karış geziyoruz.Yine böyle gezintilerimizin birinde sevgili için büyüklü küçüklü sürpriz hediyeler aldım.Son zamanlarda sürpriz konusunda Ali nin çok gerisinde kaldım,bir şeyler yapmam lazım diyordum.Özellikle en son okula kargocu abinin getirdiği paketin içinden çıkan pick me! (fotoğraf;kolyem ve benJ)kolyemi gören arkadaşlarında “bu kadar güzel hediyeler karşısında sen hala Ali ye bir sürpriz yapamadın mı?cık cık cık” diye söylenmeleri üzerine düşündüm durdum günlerce.Ama bu aralar kafam durmuş gibi.Hiçte öyle harika şeyler gelmedi aklıma.Bende gittim beğendiğim değişik hediyeleri alıp geldim eve işte.Evin değişik yerlerine sakladım Ali girdiği odalardan topladı hediyelerini.Süper ilginç bir şey yapmamış olsamda Ali yi şaşırtmayı başardım çünkü özel bir gün falan olmadığı için hiç beklemiyordu.E önemli olan da bu zaten değil mi J

                                   ************************

Bahçede nöbet tutmayı seviyorum.Bu seferde şansıma bahçe bana düştü.Zeytin ağaçları altında oturup çok bilmiş 8 lerle gülüşmeyi,minik 1 lerin koşuşturmasını ve hiç bitmeyen şikayetlerini dinlemeyi,potaya attığım her top için bir sürü alkış toplamayı,derste yetiştiremediklerimizi bahçede başıma toplanan 7 lerle konuşmayı,yağmur başladığında yanımda beliren rengarenk şemsiyelerini başımın üzerine tutmak için yarışan 4 leri ve daha nicesini seviyorum.Bahçede nöbette olduğumu bilen sevgili şemsiye taşıma özürlü olduğumu bildiği için (kendiside öyle) geçen gün çok güzel bir paketle geldi yanıma.Artık Ali nin hediyelerinin ne olduğunu tahmin etmeye çalışmıyorum çünkü her seferinde şaşırıyorum J Paketin içinden kıpkırmızı yün bir bere ve pembe üzeri işlemeli bir çift eldiven çıkınca sevinçten deliriyordum.Kış yaklaşıyor ve o soğuk kış günlerinde bahçe nöbetlerimde bu hediyelerimle kulaklarım,ellerim ısınacak…

                                   ************************

Günlerdir fragmanlarını defalarca izlediğimiz,gösterim tarihini sabırsızca beklediğimiz “Nefes:Vatan Sağolsun” adlı film dün akşam vizyona girdi.Özellikle Ali ve onun bir çok arkadaşı filmi o kadar heyecanla bekliyorlardı ki dün gece gidip filmi izledik.Yönetmenliğini reklam dünyasından tanıdığımız Levent Semerci nin yaptığı filmde birbirinden güzel manzaralar izledik,çarpıcı replikler duyduk.Ben filmi çok sevdim,çok etkilendim,Alinin elini sımsıkı tutarak izledim bir çok sahneyi…sonunda içime bir şey oturdu kaldı…içime oturanlar eve geldiğimde göz yaşı olup döküldü gözlerimden,sevdiğini kaybetmenin,evladını şehit vermenin acısını düşündüm belki çok azını hissettim o acının…Evet benim çok duygusal zamanıma geldi de çok etkiledi bu film beni.Ama dedim ya beğendim ben…Bu arada dikkatimi çekti de bu yıl ne kadar çok Türk filmi var vizyona girecek olan.70 tane Türk filmi.Ciddi bir sayı bu. Türk sinema tarihinde ilk kez bu kadar fazla sayıda yapım vizyona girecekmiş.Ben şimdi “İki dil bir bavul” u bekliyorum merakla…

Neşeniz bol olsun…

Kalıcı Bağlantı Yorum (12) Yorum yaz!

« Önceki ::