Bir Güzel Çift

ENDİŞE

1.7.2009 · Kategori: AYŞENUR'dan

Seminer dönemleri en çok sevdiğim şey “sessizlik”…Koskoca okul sessiz sakin.Güzel bir melodi bile olsa kırk dakikada bir çalan zil sesi yok,koridorlara aniden çarparak açılan kapılar yok, bağıran -    çağıran,koşuşan,düşen, öğrenciler yok…Onları özlemek için yaz tatili güzel bir fırsat J

Seminer dönemini fırsat bilip bol bol kitap okuyorum.Öğrencilerin gürültüsü arasında bir türlü dikkatimi toparlayıp okuyamadığım kitaplarım birikmişti.Yıl içinde genelde roman,hikaye,öykü ve gezi türü kitaplar okudum.Çünkü bu tarz kitapları benim canavarlara rağmen okuyabiliyordum.Oysa bir çok fikri kitabı ne kadar gayret etsemde onların arasında okuyamadığımı fark ettiğim an o kitaplarımı “sessiz zaman kitapları” ilan ettim J Ve şimdi o zamanlar geldi... Okuldaki çoğu arkadaşım “bütün yıl zihnimiz çok yoruldu gel sohbetlere katıl” dese de ben kitaplarımı okumaya her zamankinden daha büyük bir açlık hissediyorum.Evet yıl boyunca beden yorgunluğu bir yana dağılan,yorulan,yıpranan zihnimin dinlenmeye cidden ihtiyacı var.Onun için eğlenceli sohbetlere de katılıyorum ama zamanımın çoğunu okuyarak geçiriyorum.

Son günlerde elimde, babamın çocukluğumdan beri gıptayla baktığım büyük kütüphanesinden okumak için aldığım,sonrada benimle İzmir’e kadar gelen bir kitabı var.Sigmund Freud’un Endişe adlı kitabı…


Babamın bir kitabı okuyup okumadığını anlamak için kitabın sayfalarını çevirmek yeterlidir.Çünkü o zaman içindeki önemli notları ve işaretleri görürüz.Babam okur,önemli gördüğü yerleri işaretler,düşüncelerini bi kenara iliştiriverir mutlaka.Ve kütüphanesindeki bir çok kitapta bu işaret ve küçük notları görmek mümkündür.Ondan bana ve bir çok öğrencisine kalan en büyük mirastır okumaya olan açlığımız.Ve onun gibi önemli noktaları çizmek benim bir zamanlar Ona benzeme çabamın ve Ona olan hayranlığımın göstergesidir.Ha ben çizerken genelde simli pembe,turuncu ve mor kalemleri kullanıyorum o ayrı J

Gelelim okuduğum kitaba…Üniversite yılları ve akabinde KPSS hazırlığımızda Freud amcanın psikoanalitik kuramıyla çok içli dışlı olmuştuk. “insanoğlunun doğuştan getirdiği iki temel kuvvetli eğilim vardır:cinsellik ve saldırganlık…İd,ego,süper ego” vs vs  dediğim zaman aklımıza ilk gelen bu amcadır…

Uzun yıllar S.Freud ve daha nicesinin kuramlarını anlamaya kafa yorduğumuz için hayatlarını araştırmaya ve bir çok kitabını okumaya fırsat bulamayanlardanım. “Nietzsche Ağladığında(Irvın D.Yalom)” adlı kitabı okuyanlar bilirler.Kitapta bahsi geçenlerden biri de Freud’dur.Breuer’in genç ve yoksul arkadaşı…

Elimdeki kitap 1977 (Dergah yay.) basımı,sarı yaprakları üzerinde lekeler ve babamın muhtemelen öğrencilik yıllarında ve daha sonra çizdiği kırmızı çizgiler ve küçük notlarla dolu.Ve ben evde elimde buz gibi içeceğim “kitap okuma köşemde” yada okulda çayımı yudumlarken kitabımı okuyorum…


Kitap hakkında;

Kitapta Batı'nın yetiştirdiği önde gelen ilim adamlarından biri olan Sigmund Freud'un insan psikolojisi üzerine geliştirdiği düşüncelerinden bir bölümünü kapsamaktadır. Freud endişeyi "tehlikeye karşı gösterilen tepki" olarak ele almaktadır. Söz konusu tehlikeler bütün insanlık için geçerlidir. Endişenin meydana gelişi, egonun savunması, nevrozlar, bastırma, zorlama ve çocukluktan itibaren gelişen fobiler, bunların şuuraltındaki etkileri bu eserin konusunu teşkil etmektedir.”

Mutlu günler…




Kalıcı Bağlantı Yorum (12) Yorum yaz!

HALA GEZİYORUZ :)

29.6.2009 · Kategori: öylesine


Geçtiğimiz günlerde Trabzon’dan dünyalar tatlısı arkadaşım Tülin beni arayıp temmuz ortalarında Ayvalık’a geleceklerini söyleyince inanılmaz derecede mutlu oldum.
-“Dost hasreti zor imiş,her dem ahuzar imiş”… Bak şimdi aklıma bu türkü sözleri geldi.Türkülerimizi çok bilmem ama bu türküyü geçen yılki öğretmenler koromuzda çok keyifle mırıldandığımızı hatırlıyorum.Sözler çok güzel ve Muhlis Akarsu’ya aitti sanırım.-Neyse
Tülin’le konuşup o vakitte başka önemli bir şey çıkmazsa Ayvalık’ta Cunda adasında görüşmeye karar verdik.Öyle güzel bir ada güzel arkadaşlarla daha da güzelleşecek Gülümse












Ve geçtiğimiz hafta Cuma günü öğle vakitlerinde yola çıkıp hafta sonu gezilerimize başladık.Bu sefer anne-babamızın bize Bergama ve Ayvalık gezisi sürprizi vardı.Böylesine güzel bir gezi planı olunca hafta sonu nasıl gelip geçti bizde anlayamadık.















Ailece gezip güzel mekanların keyfini çıkarırken bol bol fotoğraf çekmeyi de ihmal etmedim.Gezilen görülen yerler için çok şey yazılabilir aslında ama fotoğraflar bir çok şeyi anlatıyor zaten…

























mutlu günler...







Kalıcı Bağlantı Yorum (16) Yorum yaz!

bir güzel haftasonu :)

23.6.2009 ·








Hafta sonumuz dolu dolu geçti ama henüz yazmaya fırsat bulamadım.Tatilimiz tam anlamıyla başlamadığı için hafta sonu kaçamaklarına devam…

Sıcaklar bastırdı iyiden iyiye.Böyle sıcak havalarda evden dışarıya çıkmak istemiyor insan,üzerine çöken ağırlıkla en serin yerde kalakalıyorsun.Ama benim çılgın sevdiceğim soğuk-sıcak dinlemez güzel vakit geçirmek için mutlaka bir şeyler gelir aklına onun.

Bu cumarteside mutfakta karnıyarık yapmaya çalışırken “hadi karnıyarığı da alıp Çandarlı ya gidelim orda yeriz” dedi.Bu teklife nasıl hayır denirki.

Akşamüstü çıktık yola.Belli bir yerden sonra radyo frekanslarının çoğunda Yunan şarkıları yükselmeye başlayınca birbirinden hoş yunan şarkıları eşliğinde gün batımını izleyerek yolculuk yaptık.Sanki Ege nin tüm güzellikleri önümüze serilmişti.

Ve haftanın yorgunluğundan sıyrılıp dinlenmek için harika bir yer Çandarlı…

Çandarlı akşamları her yaz olduğu gibi yine çok güzel.Gece geç saatlere kadar ailece uzun yürüyüşler yapıp sahilde kurulan minik tezgahlara bakıp güzel vakit geçirdik.Çandarlı nın en güzel yanı gürültü kirliliği yok.Ne çok sakin ne de çok hareketli…
Çandarlı daki en büyük eğlencemizden biriside motosikletle gezintiye çıkmak.Yazlıkta babamın motosikletini görünce arabayı filan unutuyoruz.Pazar günü de motora atlayıp çıktık evden.Ben her seferinde motora bindiğimizde acayip korkuyorum ve sevdiceğime sıkı sıkı sarılıp çığlıklar atıyorum.Ama bir zaman sonra Alişim in telkinleriyle korkularımı unutuyorum kollarımı azda olsa serbest bırakabiliyorum J

Motosikletle gezmek başlı başına bir zevk,harika bir şey.Esen rüzgara karşı kendini bırakıvermek,rüzgara direnemeyen kıyafetlerinin uçuşması,nefesinin kesilmesi ve tüm yorgunluğunun rüzgara karışıvermesi…

Pazar günü kahvaltıdan sonra Çandarlı çarşısına inip biraz vakit geçirdik ardından benim çılgın sevdicek beni Dikili ye götürdü.Dikili ye ilk gidişim motosikletle oldu böylece.Ege nin bir çok kıyısı gibi Dikili de hoş bir yer.Dikilide bir şeyler yiyip bol bol gezdik.Ve ben her zamanki gibi bir sürü fotoğraf çekip küçük ama rengarenk tezgahlardan değişik şeyler aldım
J
 

Dönüşümüz farklı bir yoldan oldu ve birbirinden güzel köyler,köy kahvelerinde oturan amcalar,evlerinin önüne oturmuş sohbet eden komşular gördük.Rengarenk kır çiçeklerini koklamak için durduk,masmavi koyların fotoğraflarını çekebilelim diye en güzel açıyı yakalamak için uğraştık.

Ege’nin güneşli günleri,Çandarlı’nın ferahlatan rüzgarı ve bizi kuşatan,sarıp sarmalayan kocaman bir aşk…

Daha ne olsun ki…

 

Yorum (13) Yorum yaz!

BENİM SEÇİMLERİM

16.6.2009 · Kategori: birazcıkta moda...

 

Giyim-kuşamda felsefem rahat,spor,marjinal ama bir
o kadar da şık olmaktır.Bunların hepsi bir arada olmalı ki insan kendini mutlu hissetsin.Ben öyle sırf şık olmak uğruna içinde rahat edemeyeceğim kıyafetler giyip,şık ama eziyet çekenlerden olamadım hiçbir zaman
J Rahatlık her zaman ön plandadır benim için.Hele bir de mesleğim icabı çocuklarla iç içe ve saatlerce ayakta hoplaya zıplaya ders anlatan bir öğretmen olunca rahatlıktır ilk aklıma gelen.Yalnız çoğu zaman içime kokoş biri kaçıyor ve spor kıyafetlerimi kokoş bir aksesuarla kombinliyorum.Abartıdan,sıradanlıktan köşe bucak kaçanlardanım.Zarif,sade ve yalın şıklık yanlısıyım.

Yaz mevsimiyle birlikte nişan törenleri,kına geceleri ve düğünler birbirini takip etmeye başladı.Hayatımda gittiğim düğün sayısı bir elin parmağını geçmez.Ama söz konusu artık yakın akrabalar olunca ve artık Alişimle minicik çekirdek bir aile olduğumuz düşünülünce düğünlerden kaçış yok Göz kırp















Bu yaz turkuaz ve yeşilin güzel tonlarını çokça görmekteyiz.Tişörtler,tunikler ve elbiseler bu renklerin en güzel tonlarıyla daha bir güzelleşti.Bu güzel renkler her tenle uyum sağlar bu nedenle de bu yaz gardırobunuza turkuaz kıyafetler ekleyebilirsiniz.

Ben bu yazın ilk kına gecesi için parlak bir maviyi yine parlak gümüş rengiyle kullanmayı tercih ettim.Yazın ilk düğünü için de fotoğrafta da görüldüğü üzere uçuşan  bir kumaştan özel olarak bir elbise tasarlayıp diktirmeyi tercih ettim.Evet bu yaz kumaşlarda bol çiçekli desenler,şifon ve rengarenk uçuşan kumaşlar en çok dikkat  çekenler.Gece ayakkabılarında geçen yaz olduğu gibi bu yaz da yüksek topuk ve feminenlik ön planda.Benim ayakkabılarda tercihim gri ve kahverengi oldu.Ve onlara uygun çantalar…Bol taşlı,ışıl ışıl,şık ve rahat…
 

 





















Şimdilik bu kadar…

Bu güzel yaz gecelerinde en şık olup,göz kamaştırmak isteyenlerdenseniz en doğru seçimleri yapmaya dikkat edin derim…


Mutlu günler

Kalıcı Bağlantı Yorum (17) Yorum yaz!

İSİM MESELESİ

7.6.2009 · Kategori: öylesine

Günlerdir elimde sınıf listeleri.e-okul da notlarla uğraşıp duruyorum.Yüzlerce öğrencimin sınıfı,numarası,adı-soyadı ve notları.Tek tek bakıyor,kontrol ediyorum aman bir yanlışlık olmasın…

Notların bilgisayara yazılması sırasında, elimdeki onca listeyle ve notla  sevdiceğimle birlikte başa çıkabildik.Notları yazarken benim sınıfım olan 6B haricindeki öğrencilerimin çoğunu tanımayan sevdicek çocukların isimlerine bakıp onlar hakkında fikir yürütmeye başladı;Bu çocuk çok sessiz,bu çocuk sınıfın gevezesi,bu ise çok zeki türünden…ben de ona her çocuğu tek tek anlatmaya başladım.İşte o zaman çocukların isimleri dikkatimizi çekti ve isim meselesi üzerinde konuşmaya başladık.Elimdeki sınıf listelerindeki isimlerin yüzde doksanı çift isim ve çoğu da çok değişik isimlerdi…

İsim…bir ömür boyu…kendini tanıtırken…çağrılırken…senden bahsedilirken…isim…Yani düşünsenize garip bir isimle geçirilen bir ömür…isim önemli çünkü isimle karakter arasında kaçınılmaz bir bağ kuruluyor….Oldukça hassas bir konu değil mi?




Adlarımız üzerine çokça konuşulabilir ama ben yeniden benim sınıf listelerimin şaşırtıcı isimlerine dönmek istiyorum.Sınıfa giriyorum otuz kişilik bir sınıfta yoklama yapmaya kalkıyorum soy isimle de birleşen çift isimlerle yoklama uzadıkça uzuyor.Otuz kişilik sınıftan altmış kişi üzerime geliyormuş kaygısına kapılıyorum J Bizim öğrencilerimizin yaş grubu dikkate alınacak olursa onlar için öğretmenlerinin isimlerini unutmaması ve doğru telaffuz etmeleri çok önemlidir.Gerçi bu hangimiz için önemli değil ki? Anne-yada babası yabancı olupta isimleri duymaya alışık olmadığımız türden olanları anlıyorum ve isimlerini doğru telaffuz etmeye gayret ediyorum.Ama gel gör ki hiç duymadığım isimler olunca sormadan edemiyorum;

Bu yılın başında 7.sınıflarımdan birine ilk defa derse girdiğimde kısa bir tanışma faslı geçti aramızda.En ön sırada utangaç kara kuru bir erkek öğrencim…Bana bakıp utangaç utangaç gülümsüyor ve “siz kaç yaşındasınız ki,hemen öğretmen olmuşsunuz” diyor.Gülümsüyorum.Sıkça karşılaştığım bir soru…ve hemen adını soruyorum;Şevin…Soyadı adından daha da ilginç.Elbetteki duyanlarımız olmuştur ama ben daha önce hiç duymamıştım.”Anlamı nedir?”diyorum. “gece demek öğretmenim”  diyor yine  utangaç bir şekilde.

Başka bir derste 5. sınıflarda gözleri cin gibi,oturduğu sıradan sadece başını görebildiğim, ilk kez karşılaşıyor olmamıza rağmen hiç çekinmeden beni soru yağmuruna tutan Behsum’un adına takılıp kalıyorum.Adının anlamını soruyorum belliki branş öğretmenleriyle tanışalı bu soruya alışık cevap veriyor “anlamı yok örtmeniimmm” kıpır kıpır yerinde duramıyor ve ekliyor “annemin ve babamın isimlerinin ilk hecelerinin birleşimi benim ilk ismim” kurduğu cümlenin karışıklığı ve uzunluğuna bakıp devam ediyor açıklamaya.Anne ve babasının ismini söylüyor ardından ikinci ve manalı ismini de ekleyiveriyor…Farklı bir isim istemiş ebeveyni belliki ve farklıda olmuş işte…

Subutay: Yücelen adam manasında olup Cengiz han’ın generallerinden biridir.

Heval:Arkadaş,Kardeş

Afra : Yirmiden fazla anlamı varmış

Aleyna : Üzerine,bizim üzerimize

Emtula: ???

Ceylin,Ecrin,Efnan vs vs… buraya yazarken aklıma gelenler...

Ve bizim isimlerimiz…Ali ve Ayşenur.

Adımı sevdiceğimden duymak dünyanın en büyük mutluluğu.En çok onun dudaklarına yakışıyor benim adım.Öyle bir Ayşenur deyişi var ki sevgi dolu,aşk dolu,heyecan dolu…O bir kez Ayşenur diyor benim içimde binlerce kelebek uçuşuyor…nurum,huzurum,Ayşenurum diyor ayaklarım yerden kesiliveriyor…

 

“Adımı söyle adımı

ne güzel adım varmış dimi?

Ne güzel…”

 

diyor ya şair o misal

 

Adımı Ali’den duymak için yaşıyorum…

ve yüreğimde,dilimde tek bir isim;Ali

 

Son olarak sevdiğimiz dost blogların isimleri…ne kadar hoş isimler var değil mi?Kimi çok sempatik, kimi ilginç, kimi aşk dolu… Ama şu bir gerçek ki hepsinin isimleri de içeriği de birbirinde güzel…

Kalıcı Bağlantı Yorum (15) Yorum yaz!

Yaşama Sevinci

5.6.2009 ·


Blogcuda yaşanan sorunların ardından biraz ara verdim yazmaya.Ben yokken de pek bir şey değişmemiş,hala sorun var L Geçen zaman zarfında merak edip arayıp soran dostlara canı gönülden teşekkürler.

 

Geçenlerde bir yazımda çiçeğimden bahsetmiştim.Çiçeğime nasıl bakacağımı bilmediğimi de söylemiştim, o günden bugüne kendi kafama göre suladım,güzel bir yere yerleştirdim onu…her gün başına gidip baktım çiçek açmış mı diye.Ve nihayet dün o güzelim çiçeklerini gördüm.Öyle güzel ki onlara bakmak bile insana yaşama sevinci veriyor.Çiçekleri sulamak,toprağını değiştirmek yetmez derler onlarla konuşmak gerekirmiş.Evet bende yeni açan o harika çiçeklerle ve minik goncalarla sohbete başladım bugünlerde J O güzel pespembe çiçekleri görmenin beni bu kadar sevindirmesine şaşıp kalan Alişim bugün beni bir çiçekçiye götürdü bu sayede çiçeğin bakımı hakkında bol bol bilgi aldım.Daha çiçeğimin adını bile bilmiyormuşum;Cam Güzeli…Ve çiçekçimizin söylediğine göre bu güzelim cam güzelini canlı tutabilmek için iki günde bir akşamları sulamalıymışız ve yaz mevsiminde olduğumuz için aşırı güneşe maruz bırakmamalıymışız.Ayrıca solan çiçekleri keserek yeni çiçek açmasını sağlayabilirmişiz.Çiçek bakımı konusunda ben gibi bilgisi olmayanlara cam güzelinin bakımı hakkında bu bilgiler belki yardımcı olur.

 

Küçücük bir çiçek bile evimizin havasını değiştirip güzelleştirmeye yetebilir.Evimizin küçük bir köşesini minik bir çiçek bahçesine dönüştürüp,baharı doyasıya yaşayabiliriz.Biz bunun için ilk adımları attık J Tüm çiçek severlere tavsiye edilir…

 

Bol çiçekli günler dileriz…

 

Yorum (11) Yorum yaz!

yorum

30.5.2009 ·

Son yazıma yapılan yorumları okuyamıyorum.Blogcuda sorun var yine belliki.Yazdıklarımızı yorumlayan tüm dostlara sevgiler...
                                   *****************
Şuan için blog sayfamızdaki sorun giderildi ve siz değerli dostlarımızın o güzel yorumlarını görüntüleyebildik.Ama blogcunun bu sorunlu halleri biraz fazla olup bir çoğunu olduğu gibi bizi de soğuttu resmen.En kısa zamanda ziyaretlerimize yeniden başlayıp,tüm değerli dostların sayfalarında yeniden gezineceğiz...



Yorum (5) Yorum yaz!

100'ler klübüne hoşgeldim :)

28.5.2009 · Kategori: AYŞENUR'dan

Eğitim-öğretim yılımızın sonuna yaklaşıyoruz.Ve şu son günler sınavlar,notlar,ödevler,performanslar vs. derken başımızı kaşımaya vakit bulamıyoruz.Sabrediyorum,malum önümüzde uzunca bir tatil var.Şimdiden planlara başladık bile.Özlediklerimize kavuşup hasret gidermek,deniz-güneş-yeşillik-kuş cıvıltıları,birbirinden güzel kitaplar,huzur dolu sessizlik,gezilip görülecek bir birinden güzel mekanlar ve daha nicesi yapılan planlar arasında…

Bugünlerde yine kendimi dekorasyon işlerine verdim.Aylar öncesinde evimi döşerken yaşadığım heyecanı bu sefer Çandarlı daki yazlık için yaşıyorum.Geçtiğimiz hafta yazlıktaki salon için aylardır gezip dolaşıp sonunda “hah budur işte” dediğimiz harika bir salon takımını almakla işe başladık.Salon takımında seçimimiz monolife oldu.Ben zaten o takımı çok önceleri gözüme kestirmiştim ama ne olur ne olmaz diye bir sürü mağaza gezip sonunda yine ailece bahsettiğim takımda karar kıldık.Fotoğraflarını yayınlamayı çok isterdim ama mağazada “durun ben bunun fotoğrafını çekeceğim” diyemedim J Monolife ın sitesinede koymamışlar bu takımın fotoğrafını. Ama yakınlarda oturma grubu alacaklar için kesinlikle tavsiye edebileceğim oldukça şık,kılıflı olması sebebiyle çok kullanışlı,kocaman minderleriyle çok rahat bir takım…Yazlık mekanlarda sadelik,rahatlık ve hayatı kolaylaştıran yaşam şekli önemlidir bence ve bu takımın minderleri öyle güzel ki pufidik pufidik, üzerine kıvrılıp uyuyacağım günler yakındır J

Şimdilerde sıra yazlıktaki yatak odamızda.Oradaki odamız için bu sefer cesur davranıp beyaz rengi tercih etmeyi düşünüyoruz.Bembeyaz,içimizi aydınlatacak bir oda…Ama henüz istediğim gibi bir şey gözüme çarpmadı.

Bu arada blogumuzdaki 100.yazımızı yazmış bulunuyorum.Yüzüncü yazı kutlamaları yapmak lazım şimdi değil mi?
J Daha önce fark etseydim yüzüncü yazıyı yazdığımı günün anlam ve önemine dair bir şeyler yazardım J nice yüzüncü yazılara diyeyim o zaman…
















Mutlu günler

Kalıcı Bağlantı Yorum (14) Yorum yaz!

BEN YAPTIM :)

23.5.2009 · Kategori: AYŞENUR'dan



Geçen gün ki  yazımın sonunda benim için hazırlanması oldukça zor yemekleri yapacağımı söylemiştim.Sağolsun birkaç arkadaşım bize ulaşıp iyi olup olmadığımız sormuşlar
J Merak edilecek bir şey yok;gayet iyi ve sağlıklıyız J . Çünkü yemeklerim beklediğimin de ötesinde oldu.Zeytinyağlı yaprak sarmamın fotoğraflarını yayınlıyorum hemen J aynı zamanda da bu gün geleneği bozarak birde sarmamı nasıl yaptığımı anlatacağım…Canım anneciğim sarma yaptığımı duyunca kulaklarına inanamadı,fotoğrafa bakıp kızının “anasının kızı” olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini görecek şimdi J

Sarma yapmadan önce bu olayı oldukça büyütmüştüm ben.Çünkü çok zor bir yemek gibi geliyordu bana.Ama yemeği denedikten sonra fark ettim ki zeytinyağlı sarma yapılır sorun değil ama oturup saatlerce o yaprakları kalem gibi sarmaya uğraşmak çok yorucu.İnsanın beli filan çok ağrıyor.Gerçi sarma sarmayı da kolaylaştıran alet edavat var ama ben bizzat ince ince sarabilmek için kendimi yormayı seçtim...Ee ne de olsa ilk yaprak sarmam,kolaya kaçtı dedirtmem J

ZEYTİNYAĞLI YAPRAK SARMASI

Malzemeler;

-Yarım kg asma yaprağı

-2 su bardağı pirinç

-1 çay bardağı zeytinyağı

-4-5 adet kuru soğan

-1 yemek kaşığı kuru nane

-1 tatlı kaşığı karabiber

-1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber

-Arzuya göre yarım tatlı kaşığı limon tuzu

-3-4 adet ince ince doğranmış domates

-tuz

-bir yemek kaşığı domates salçası

Hazırlanışı;

-İlk olarak büyük bir tencerede kaynamakta olan tuzlu suya yapraklarımızı atıyoruz.Yaprakların rengi değişinceye –sararınca-  kadar haşlayıp,süzüyoruz.

-Diğer yandan derin bir tavaya zeytinyağımızı koyup,yemeklik doğranmış soğanlarımızı da ekleyip soğanlar sararıncaya kadar kavuruyoruz.Bu arada domates salçasını da ekleyip iyice karıştırıyoruz.

-Yıkanmış pirinci soğanların üzerine ekliyoruz.Kavurmaya devam ediyoruz.

-Pirinçlerde uygun miktarda kavrulunca nane,karabiber,pul biber ve limon tuzumuzu ekliyoruz.

-Son olarak domateslerimizi ekleyip iyice kavuruyoruz.Daha sonra ocaktan alıp soğumaya bırakıyoruz.

-Dinlenmiş yapraklarımızın içine yeteri miktarda hazırlamış olduğumuz içten koyuyoruz ve sarıyoruz.

-Sarmaları tencereye yerleştirmeden önce tencerenin dibinin tutması ihtimaline karşın tenceremizin dibine yaprak serebilir yahut yaprakların saplarını serpiştirebiliriz.

-Sardığımız sarmaları tencereye düzenli bir şekilde dizdikten sonra,önce üzerine yarım çay bardağı zeytinyağı gezdiriyoruz sonra üzerine yeterli miktarda su ilave ediyoruz.Ben suyu soğuk olarak koydum ama sıcak su da konulabilir.

-Su kaynamaya başlayınca tenceremizin altını kısıp 30 dk pişiririyoruz.Piştikten sonra sarmaları soğutup servis tabağına alıyoruz.Arzuya göre limon-domates dilimleri ve maydanozla süsleyerek servis yapıyoruz.

Afiyet  olsun.

Kalıcı Bağlantı Yorum (27) Yorum yaz!

AH BU ŞARKILARIN GÖZÜ KÖR OLSUN :)

21.5.2009 · Kategori: AYŞENUR'dan


Pop müziğin yeni isimlerle patlama yaptığı 90 lı yılların ortalarına gelir  ilkokul sıralarında -müzik derslerinde- şarkılar söylediğim zamanlar.O zaman şarkılarını mırıldıklarımızın çoğu kayboldu şimdilerde.Ve müzik gittikçe anlamsız sözlere insanları zıplatacak bir melodinin iliştirilmesiyle garip bir hal aldı.Eski şarkılara dönüp bakıyoruz; çok güzel bir melodiyle-besteyle harika sözler doluyormuş insanların kulaklarına.

Lisans bitirme tezimi musiki dersinden hazırladım geçtiğimiz yıllarda.42 ayrı makamda yazdığı 300 ün üzerinde eseri bulunan Saadettin Kaynak’tı araştırma konum.Üstadın hayatını araştırırken o zamanın eserlerini de inceleme fırsatım olmuştu.TRT İstanbul radyosunun ve İTü Türk Musikisi Devlet Konservatuarının arşivlerini didik didik etmiştim.Saadettin Kaynak tan ders aldığı için bana çokça faydası dokunacak olan Alaaddin Yavaşça hocayı ne çok aramıştım hiçbir mekanını  bilmediğim İTÜ de… E azmettim sonunda bir çok mekanı öğrendiğim gibi,tezim içinde oldukça önemli bilgiler alıp alnımın akıyla verdim tez ödevimi hocama…Sonuç mu?
J sonuç güzel bir not ve ardımdan yağdırılan övgüler J

 Nereden nereye geldim.Ben günümüzde müziğin ne kadar çabuk tüketildiğinden bahsetmek istiyordum oysa.İyi bir Türk müziği dinleyicisi olduğumu söyleyemem ve müzik konusunda çok karamsarım,kabul ediyorum. Çünkü cidden bir dinlediğim albümden üçüncü günün sonunda sıkılmış oluyorum.Daha fazlasını duymak istemiyorum.Çünkü her şey gibi sözlerde müzikte yüzeyselleşiyor.Bir derinlik yok.Dinliyorsun ve bitiyor.Teknolojinin müziğe olumsuz etkisi de bu işte…

 Bir zamanlar bir arkadaşım vardı.Ne zaman içi sıkılsa duygularını hep birbirinden güzel şarkı sözlerini bana hatırlatarak anlatırdı.Şarkıları sözlerini seviyorsa çokça dinlerdi.Ve o sözler üzerine bol bol konuşurduk.Eski şarkılara nazaran günümüz şarkılarının sözleri daha az ilgimizi çekiyordu haliyle…

Tamam bu kadar karamsarlığın ardından birkaç şarkıdan bahsedebilirim.Arabada ve mutfakta müzik dinlemeyi çok seviyorum.Nedense klip izlemeyi hiç sevmiyorum,izleyemiyorum da.Türkçe şarkılar ve özellikle de klipler konusunda çok geri kalıyorum.Şarkı çıkmış, klip çekilmiş,dinlenmiş,izlenmiş vs vs ben en son duyuyorum.Ha çok şey mi kaybediyorum yooo hiçte bir kaybım yok J Geçenlerde arabada radyolar arası gidip gelirken İzel in “Işıklı Yol” şarkısını dinledim tesadüfen.Şarkının sözleri çok dokundu bana ya.Özellikle de hani  Şimdi o sevdiğim ışıklı yolu,Yalnız mı yüreyeceğim ?,Seçtiğimiz filmleri birer birer,Yalnız mı izleyeceğim?” diyor ya orada çok üzülüyorum işte.Evliliğimiz öncesinde Ali ile aramızda uzun mesafeler varken birbirimizi anlamaya ve sevgimizi ayakta tutmaya çalıştığımız günlerde kızgınlıklarımızın saçma sapan ayrılıklara dönüştüğü günler geliyor aklıma.Arada onca mesafe varken bir aşk yaşamak çok zordur yaşayan bilir.Ama zor olanı başarmak güzeldir zaten.Sevdiğin yanı başında ise seni anlaması için çoğu zaman gözlerinin içine bakman yeterlidir.Oysa telefonla konuşurken onun o boncuk gözlerini göremiyor hırçınlaşıp kendime de ona da eziyet ediyordum.Bizim de çok sevdiğimiz mekanlar,ışıklı-çiçekli yollar,bize özel olan hayaller,oyunlar,filmler,şarkılar ve daha nicesi vardı,hala da var.Ve şimdi İzel böyle acıklı acıklı “yalnız mı yürüyeceğim” dedikçe ben üzülüyorum onun adına J  

 Bugün günlerden pazartesi
Dünkü sessizlik
Bugünün habercisi
Önce hafif bir rüzgar
Ardından fırtına
Böyle başladı bu ayrılık hikayesi

Sevmemişmiydi yoksa
Sevilmemişdiydim
Ne kadarı yalan
Ne kadarı gerçekti
Özenle seçilmiş
Yalın cümleler kurduk
vedalaşdık dışarıda
Fırtına dinmişti

Şimdi o sevdiğim ışıklı yolu
Yalnız mı yüreyeceğim ?
Seçtiğimiz filmleri birer birer
Yalnız mı izleyeceğim?

Bunun ardından bir de “Çilekli” den bahsetmek isterim hemen.Müziğiyle sözleriyle beni coşturan bir şarkı.Gülben Ergen’den…Ha Gülben’in giyim tarzından hoşlanmam dışında onu severim sevmem o ayrı mesele J Ama şarkıda “Varlığın öle bi sevinçki burnumda çilekli sakızımın kokusu” diyor ya içim kıpır kıpır oluyor.






Aşkın bir tarifi olmasa seni nasıl anlatırdım
Mütemadiyen anarmıydım adını
Bilirsin hassasımdır konu sen olunca

Gözlerindeki bereketli toprakta açmak gibisi varmı
Sen hayatımdasın ya bundan böyle benim içim acı tutarmı

Varlığın öle bi sevinçki burnumda çilekli sakızımın kokusu
Dertlerimi sayfa sayfa savurdum mümkünse gelmesin yenisi
Zaman ne demek adını sende unuttum biliyorsa sölesin birisi
Gel saklanalım hiç bi ayrılık bulmasın bizi




Müzik hakkında çok yazabilir,çokça şey söyleyebilirim ama şimdilik bu kadar paylaşım yeter.Bilgisayarımı da alıp mutfağa geldim.Önce çiçeğimi suladım.Ama bugün bana çok mutsuzmuş gibi göründü çiçeğim daha önce bahsetmiştim bu çiçek bana hediye.Ben daha önce hiç çiçek yetiştirmedim bakımı nasıl yapılır bilmiyorum.Bu konuda bilgisi olan arkadaşlar lütfen bana yazsınlar.

Bugün tüm gün boşum.Boş olduğum günlerde ya elimde bir temizlik bezi baştan sona evin her köşesinin tozunu almaya çalışıp yorarım kendimi.Mesela dün öyle yaptım J Ya da mutfağa geçip yeni lezzet denemelerine veririm kendimi.Bugün de mutfağa ayıracağım zamanımı ama bu sefer yeni lezzetler değil de denenmiş lezzetleri bir de ben deneyeceğim.Aklımda Dana Rosto,Patates Püresi ve zeytinyağlı yaprak sarma var.Bunların hiçbirini daha önce yapmışlığım yok.İlk defa deneyeceğim ve bende çok merak ediyorum ortaya ne çıkacak J Her halükarda da şuan işte olan sevdiceğime sürpriz olacak…

Mutlu günler

Kalıcı Bağlantı Yorum (13) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »