HASTALIKTA VE SAĞLIKTA
Sağlıklıyken sağlığın kıymetini bilmek büyük bir erdem…Hastalanmadan,hastaların neler çektiğini görmeden anlayamıyoruz elimizdeki kıymetli hazinenin değerini.Çoğu zaman sadece lafta kalıyor;her şeyin başı sağlık…evet gerçekten her şeyin başı sağlık…
Annemin (Alişim in annesi) hastalığının teşhiş edilmesi ve sonrası oldukça sancılı bir süreçti.Ama çok şükür geldi ve geçti.Alişim in bir ay öncesine kadar annemin doktorundan raporları alması ve içimize çöken ağırlık daha dün gibi aklımda.Ali,Ali nin kardeşi ve ben… bir birimizi teselli ederek Çandarlı yollarına düşmüştük o gün.Annem ve babam yazlığın bahçesini ekmeye başlamışlar ve İzmir in gürültüsünden uzaklaşmak için uzun zamandır Çandarlı da kalmaya başlamışlardı.Eve vardığımızda sorgulayan ve endişeli bakışlarla karşıladı annem bizi.Önce biraz konuşalım istedik ama annem “bana raporları verin” dedi sadece.Bazen bazı konularda bilgimiz olmasa keşke diyorum.Raporları vereceğiz ve annem her şeyi bilecek.Kaçışı yok.Mesela bana verseler o raporları bir açıklama yapması için Ali yi bekler ve o ne derse ona inanırdım.Çünkü o konularda hiçbir şey bilmiyorum.Ama yıllarca hariciye hemşireliği yapmış annem raporu alır almaz anladı durumu.Uzunca bir süre tesellisi olmadı,ne desem boşmuş gibiydi,kabullenme süreci onun için de bizler için de öylesine zordu ki…Sözler anlamsızlaşıyor,bakışlar uzaklara dalıp dalıp gidiyor,boğazımıza oturan bir yumruk nefessiz bırakıyor çaresizliği hissediyorduk iliklerimize kadar…
Önce annemin doktorunun hocasına gittik,raporları gösterdik.O hastanede yeniden bakıldı,doktorların ağzından çıkacak tek kelimeyi bekledik midemize kramplar girerek.Çoğu zaman hepsini yakalarından tutup silkelemek “hadi söyleyin artık,yeter” demek geçti içimizden.Hastalığı kabul ederken yavaş yavaş aklımıza yeni sorular takılmaya başladı,en önemlisi;metastaz var mı?Bu yaşıma kadar böyle bir terimin varlığından bile habersiz olan ben sağlıkçıların arasında yaşaya yaşaya tıp terminolojisine aşina olmaya başladım.metastaz=yayılma…Bu sorunun cevabını bekledik günlerce, cevabın “evet” olma ihtimali yakıp kavurdu içimizi.En zor günleri birbirimize destek olarak atlatmaya çalıştık derken annem öylesine bunaldı ki o zamanki doktorunun hal ve tavırlarından.Yıllarca bu sektörde hizmet vermiş birisin ve bir gün yıllarca emek harcadığın camiada sorularına yanıt bulamıyorsun bu çok can sıkıcı.Sonuçta başka bir hastanede yeniden başladık her şeye.Tüm tetkikler yapıldı iyi kalpli doktorlar raporlara bakıp açıkladılar;ameliyat yapılacak,metastaz yok,ameliyat esnasında gerek görürsek frozen (patolojik inceleme) yapılacak,ameliyat sonrasında koruma amaçlı radyoterapiye başvurulacak…İşte tüm soruların yanıtı…Yeniden eller duaya kalktı “Allah’ım şifa ver”…
Ve geçtiğimiz Salı günü annemin ameliyatı gerçekleştirildi.Çok ama çok zor bir bekleyişti.Dört saat…dilimizde dualar gözlerimiz kapıda bekledik…bekledik…Kırmızı ameliyat elbisesi,yeşil örtüler ve sedye üzerinde annem yoğun bakıma alındı.Onkoloji asistanlarından güler yüzlü doktor bize yaklaşıp “ameliyat çok iyi geçti,her şey yolunda” dedi.Tam derin bir nefes alıp çok şükür demeye kalmadan yoğun bakımda bir koşuşturmaca başladı.Doktorlar hemşireler bir içeri bir dışarı girip çıkmaya başladılar. “neler oluyor?” cevap yok.Allahım çıldırmamak elde değil,gözyaşlarım sel oldu tam bitti derken ters giden neydi şimdi.Hepimiz şaşkına döndük,sevdiceğim bana sımkısı sarıldı önce, ardından dayanamayıp çöküverdi bir duvar dibine,ellerimiz kenetlendi sımsıkı.Onun o boncuk gözlerinden damlayan gözyaşları kalbimi paramparça etti.Babam yoğun bakımın kapısında çivilenmiş gibi kalıverdi,gözleri kapıya sabit,buğulu…Tüm bekleyenlerimizin yüzünde bir korku dalgası ve soran gözler “neler oluyor?”…Nihayet doktorun biri çıkıp açıkladı “anesteziye tepki veriyor,olur böyle şeyler” ve tekrar içeri girdi.Zaman geçmez derken doktorlar yavaş yavaş çıkmaya başladılar.Sonrasında annemi görmeye gelen doktoru “Asuman hanım bizi çok korkuttun” dedi.Doktorlar odayı boşaltınca bizler teker teker içeriye girmeye başladık.Önce babam gitti yanına sevgili eşinin ellerini tuttu sımsıkı “ben geldim,buradayım” dedi.Ardından biz girdik içeriye.Annem “üşüyorum” dedi önce hemen bir battaniye getirildi sımsıkı örttük annemi,dişleri sımsıkı kapanmış konuşmakta zorluk çekiyor,gözlerini zor aralıyordu.Ellerinden tuttuk ve kulağına fısıldadık “hepimiz buradayız,hepsi geçecek nolur biraz sabret” gözyaşlarımı saklamak için dışarıya çıktığımda annem Alişim’e “Ayşenur üzülmesin” diyor ve sevdiceğim beni öpücüklere boğuyor “geçti artık,çok şükür”…
Önce üşümesi geçti annemin,ardından yapılan ağrı kesiciler etkisini gösterdi,sonra kelimeleri yuvarlayarak zar zorda olsa konuşmaya başladı. “nasılsın?” diye soran doktoruna “bilmiyorum” derken ameliyat hakkında sorular sorup vücudunun hangi ilaca nasıl tepki verdiğini hatırlatmayı da ihmal etmedi.Doktoru gülümsedi “her şeyi bilen hastalarla uğraşmakta çok zor canım” diyerek anneme “sen merak etme biz hepsine dikkat ettik” dedi.
İlk gece ben kaldım yanında.Onkoloji servisinde bir gece…Çok zordu.Şimdiye kadar hiçbir hastaya refakat etmişliğim yoktu.Ama ne olursa olsun annemin refakatçisi ben olacağım dedim ve ameliyat sonrası en zor saatleri birlikte atlattık.O gece o serviste ben, sağlığın kıymetinin hiçbir şeyle ölçülemeyeceğini,çaresizliğin ne demek olduğunu ve daha nicesini öğrendim.Feri sönmüş bakışları gördüm,acılar içinde inleyenleri işittim,her yere sinmiş ölümün soğukluğunu hissettim.
Annem uykuya daldığında akşam çökmüştü İzmir in üzerine.Esen rüzgar alıp götürmüyordu ki acı dolu çığıkları,ah alıp gidiverseydi...Pencerenin önüne geçtim ve aşağıda bekleyen sevdiceğimi arayıp artık eve gidip dinlenmesini söyledim.Aşağıda beklemek için diretmesinin bir anlamı yoktu, neticede annem iyiydi ve bende onun başucundaydım.Aşağıda bekleyen sadece Ali değildi.Bir sürü hasta yakını… kimi çaresizce boynunu bükmüş bir banka kıvrılmış, kimiyse elinde telefon umutla yukarıdan gelecek yeni bir doğumun haberini bekliyor.Ne garip bir kat aşağıda hayata gözlerini yeni açanların çığlıklarına seviniyor doğumhanenin sakinleri yukarıda ise acı çığlıklar ölüm sessizliğini yırtıp geçiyor. Doğumun mutlu mucizesi,ölümün karanlık mucizesi…ikisi arasında bir kader…
Alişim gidince serviste gördüklerimin,duyduğum iniltilerin beni tüketmemesi için kitabımı açıp okumaya çalıştım.Bu sırada bembeyaz başörtüsüyle acı dolu bakışlarıyla bir teyze yaklaştı yanıma “kızıma bak,ne güzel gözleri görüyor da kitap okuyor…ah ben o harflerin hiçbirini göremiyorum.Aferin kızım oku oku…gözlerin de güzel kendin de” dedi.Baktım gülümsedim ve o da anlattı bana.Kızını bekliyormuş.Üç ameliyat geçirmiş kızı ve şimdide dördüncü ameliyatı yapılacakmış. “içim yanıyor” dedi.Baştan aşağı tüm vücudum titredi hiçbir şey diyemedim hiçbir şey…Genç bir kız tanıdım “abla sen evli misin?” dedi onun o simsiyah gözlerine baktım ve “evet” dedim. “belliki yeni evlisin çünkü daha çok küçük görünüyorsun” dedi.Küçük mü görünüyorum evet küçüğüm hemde çok küçüğüm…Anlattı… “Annem var burada,ameliyat olacak diye getirdik buraya 22 gündür buradayız,bekliyoruz hala,doktorlar önce kemoterapi görecek dediler” kemoterapi nedir bilmiyor varsın bilmesin…Yaşlı bir teyzeyle karşılaştım yine, son kemoterapi vücut direncini iyice düşürmüş doktoruyla konuşurken duydum.Tüm ağzı burnu yara içinde.O kadar çok yarası var ki burnundan nefes alamıyor ağzından nefes aldıkça da boğazı tahriş olmuş öksürüyor,uyuyamıyor bir türlü…İşte orada o çaresizliğin içinde boğazım düğüm düğüm sabretmeye çalıştım.Kendimi taşıyamayacak kadar manasız buldum.Saçlarımın uzunluğundan hatta saçlarımın varlığından utandım onların yanında, rengarenk oyalı tülbendimi sıkı sıkıya sardım başıma saçlarım hiç gözükmesin istedim.Gözyaşlarımı içime akıtmalıyım onca acılı insanın acısına daha fazla acıyı gözyaşlarımla karıştırmamalıyım.Çok zorladım kendimi başımı kitabıma gömdüm bir zaman sonra “kızıımmm” diyen bir iniltiyle kaldırdım kafamı.O odaya bakmamam lazım,bu iniltiye ve seslenişe sabretmem,duymamam gerek.Ama elde mi işte orada ve defalardır bana sesleniyor.Annesi ve hemşireler sıkı sıkı tembihledi “sakın bu hastaya bakma onun su içmemesi lazım ama o herkesten su istiyor”.Ah orada olmak ama onu duymazdan gelmek öyle zordu ki. “Nolur” dedim “nolur Allahım hepsine acil şifalar ver”…
Yaşadıklarımı anlatmam hissettiklerimi tarif etmem imkansız…Yaşamın güzelliği ve ölümün gerçekliği…İkisi arasında bir hayat.Şimdiye kadar kaç insan yaşadı,neler hissetti,hangi zevklerle vakit geçirdi?bilmiyorum,bilmek isterdim.Ve öteki dünyanın varlığı su götürmez.Bunu bilmekte rahatlatıyor içimi ancak yetmiyor.Yetmiyor…hazırlıklı mıyım hangimiz hazırlıklıyız ki?…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (23)
Yorum yaz!