3.12.2009 · Kategori: her telden

YENİ YAZI


İki gündür siteye girmekte sorun yaşıyoruz.O yüzden yeni yazı ekleyemiyoruz.Merak edip soran tüm okuyuculara selam ile...

Dip Not:Bilgisayarıma ve bloguma kavuştum yeniden :)

Notun Dibi:Bende sizleri özledim blogcu arkadaşlarım :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

13.11.2009 · Kategori: her telden

ÇİÇEKLERİM

Bundan aylar öncesinde okulda elimde kocaman bir buketle mutluluktan uçarcasına dolaştığımı gören öğrencilerime “benim asıl çiçeklerim sizlersiniz” demiştim.Sonrasında her rehberlik derslerimizde konu dönüp dolaşıp çiçeklere ve onların benim çiçeklerim olduğu mevzusuna gelmişti J Benim yaramazlarla konuyu dalgaya alıp duruyoruz.Şimdi başlığı yazınca aklıma okuldaki çiçeklerim geldi.Ama benim burada bahsetmek istediğim çiçekler evdeki çiçeklerim J

 

Şurada bahsettiğim çiçeğimi bir süreliğine güneş görsün diye pencerenin önüne koymuştum.Bir gece vakti aşırı rüzgardan dolayı pencerenin önünden aşağıya düşmüş saksısı kırılmış.Onu eve getirip özenle baktım ama nafile kuruyup gitti.O zaman çok

üzülmüştüm bir daha çiçek yetiştirmeyi filan düşünmüyordum ama artık yeni çiçeklerim var…

 

 

Yaklaşık 1,5 ay önce aldım fotoğraftaki çiçeği.Adı guzmania tam adı guzmanıa lıngulata…Ama biz ona kendi aramızda kısaca “guzmania canavarı” diyoruz J Bu çiçeği gördüğümde ilk önce minik kırmızı saksısına bayıldım ben.Kırmızı sevdamı bilmeyen kalmadı artık değil mi? J Saksının yanı sıra onun içinden yükselmiş kırmızı-yeşil yapraklar öyle güzeldi ki dayanamayıp aldık,evimizin bir köşesini süslüyor şimdi.Aldığım her çiçeğin bakımını mutlaka öğrenirim ama çiçeği aldığım gün acelemiz olduğu için çiçeğimin bakımı hakkında yeterli bilgiyi alamadım.Eve gelince netten araştırdım ve bakımı hakkında bilmem gerekenleri öğrendim;

 

Saksı Değiştirme: Her 2-3 yılda bir Nisan ayında yapılır.
Gübreleme: Nisan - Eylül ayları arası 2 haftada bir kez 2 g/l kompoze gübre verilir.
Sulama: Mart'tan Ağustos'a kadar olan büyüme döneminde oda sıcaklığındaki kireçsiz su ile bolca sulanmalı, toprak nemli tutulmalı ve yaprak hunisindesu bulundurulmalıdır. Kışın Ekim'den Şubat'a değin olan dinlenme döneminde verilen su azaltılmalı ve yaprak hunisinde su bulundurulmalıdır.”

 

Bir de geçtiğimiz günlerde Afyon’dan dönerken “top papatya” aldık.Mevsimi olmadığı için henüz açmadı onlar.Açtığında buradan paylaşırım J

 

                                                         ******

Bu arada şu linke tıklayıp benim bez torbalarımı görebilirsiniz.

 

Türkiye’de 5 kişiden biri naylon poşet yerine alışverişlerinde bez torba kullansa, bir nesil boyunca ülkemiz 31 milyar 46 milyon 400 bin naylon poşetten kurtulacak.

Çünkü, bez torba kullanmak, bir kişi için haftada 6, ayda 24, yılda 288, yaşam boyunca ise 22 bin 176 plastik poşeti kullanmamızı engelliyor.”

 

Bir güzel çift bez torba kullanımını destekliyor.Ve herkesi bu güzel harekete davet ediyor…Ayrıca bu hareketi böylesine güzel bir blog ile güzelleştiren pazarfilesi.blogspot ‘a teşekkürler…

 

Temiz bir dünya için naylon poşetlere hayır!

 

Neşeniz bol olsun…


Kalıcı Bağlantı Yorum (19) Yorum yaz!

8.11.2009 · Kategori: her telden

KÜÇÜK KARA SAMED;bir Bilimsel Tiyatro Atölyesi Oyunu

“Gül kokusu diken acısı
unutma çocuk
sabahtır
her karanlık gecenin arkası”

Amaçları yürümekti ulaşmak değil…ve onlar yürüyorlar…Onlar kim mi?birbirinden yetenekli,birbirinden değerli ve kendi deyimleriyle “asla yorulmayanların buluştuğu” bir yer dedikleri BTA lılar…

Geçtiğimiz Cuma akşamı –daha önce de bahsetmiştim- Küçük Kara Samed adlı oyunu izlemek için gittik ilk kez BTA’ya.Küçük,şirin,samimi mekanları,gülen gözlü oyuncuları,sempatik hocaları ve etkileyici bir eser ile büyülediler bizi.

Oyun, yaklaşık 1,5 saat sürüyor ve 1939 yılında Tebriz’de doğup,1968’de yine aynı şehirde öldürülen bir yazar-öğretmen olan Samed Behrengi’nin hazin ve kısacık hikayesini konu alıyor.

Behrengi’nin daha çocuk yaşlarında başlayan sorgulayıcı tarzı,ailesinin fakir yaşamı,öğretmen olmak için okuması,öğrencileri için nice zorlukları göze alışı,eğitim sisteminin çarpıklıklarına gözü pek tavrıyla baş kaldırışı ve daha gencecik yaşında hayata veda edişi…hepsi öylesine çarpıcı diyaloglarla sahneye konulmuştu ki izlerken oyunun içinde kaybolduk sanki…Oyunda kullanılan Farsça  müzikler oyuncuların sözlerine daha bir anlam katıyor,izleyicinin tam kalbine dokunuyordu adeta.Benimse en çok hoşuma giden Hayrettin Filiz hocanın oyun için yazmış olduğu  ‘Behrengi’ye Ağıt’ adlı şiirin bestesinin oyuncular tarafından seslendirildiği bölümdü.

Oyunun başlamasını beklerken kapının önünde izleyiciler için hazırlanmış minik sergide Behrengi’nin eserlerini,birkaç mektubunu,onun el yazısını inceleme şansı bulduk.Böylelikle daha oyunu izlemeden Behrengi hakkında bilgi edinmiş olduk.

Oyun güzel bir barkovizyon sunumuyla daha da zenginleştirilmişti.Bu sayede Samed Behrengi’nin çocukluk hallerini,anne-babasını,ailece bir bayram sabahlarını görme şansına eriştik siyah-beyaz fotoğraflarda.Ayrıca bu güzel oyunu yazan ve yöneten Hayrettin hoca ve eşi Sevil hanımın (okuldan öğretmen arkadaşım) 2008 yılında İran’a yaptıkları yolculukları esnasında çekildikleri fotoğraflarla Behrengi ailesinin bazı fertlerini,evlerini ve onların BTA ziyaretlerini,Samed Behrengi’nin mezarını görmüş olduk.

Ciddi bir çalışmanın ve katıksız bir emeğin ürünü olan bu oyunu izlemek isteyen İzmir’li tiyatro severler yolunuzu BTA’ya düşürün derim…

Neşeniz bol olsun…

                                                                                

Kalıcı Bağlantı Yorum (10) Yorum yaz!

5.11.2009 · Kategori: her telden

SON ZAMANLAR



Neler yaptık?

Aslında anlatılacak çok fazla yol hikayesi birikti.En son çok kısa da olsa anlattığımız Balıkesir gezimizden sonra geçtiğimiz hafta dört günlüğüne Afyon’a bir gezi yaptık.

Tadına doyulmayacak dört güne;ablalarımla harika bir Eskişehir gezisi,İzmir Afyon yolu üzerinde birbirinden ilginç yol maceraları,değişik mekanlar,güzel manzaralar ve bir sürü fotoğraf sığdırdık.Afyon’da özelliklede Eskişehir’de bu yılın buz gibi havasıyla karşılaştık,üşüdük,evde hazırladıklarımızı yol kenarlarındaki güzel yerlerde yedik,mis gibi dağ suları içtik,ıslandık,sisli yollarda durup manzara izledik…

 Nerelerdeyiz?

Hergün okulda-işteyiz,yollardayız,netteyiz,akşamları eş-dost toplantılarındayız…Paylaşmak istediğim bir çok şeyi buradan yazayım isterken bir türlü vakit bulamamaktayım ama bugün maillere bakarken tam 34 tane “neredesin?,neden yazmıyorsun?” Başlıklı dost maili gördüm.Hemen gelip bir kaç kelam edeyim istedim.Bloguda ihmal etmeye gelmiyor,farkındayım J Ama günler öylesine yoğun geçince buraya yazmaya çoğu zaman üşenir oldum.
Sonbaharda İzmir akşamlarının tadı bir başka oluyor,havalar iyice soğumadan tüm gün ne kadar yorgun olsakta akşamları mutlaka bir planımız oluyor.Mesela önümüzdeki üç akşam şimdiden planlanmış durumda.Yarın akşam bir arkadaşımızın oyununu izleyeceğiz,şimdiden çok merak ediyorum,cumartesi günü annemle ailenin hatunlarının toplanacağı bir ev oturmasına gideceğiz (ev oturması ve ben aynı cümle içinde! J ),cumartesi akşamı yine güzel bir oyun izleyeceğiz ve Pazar günüde Çandarlı’ya kaçalım,geç saatlerde dönelim diyoruz.Bakalım nasip…

İki Dil Bir Bavul

Vizyona girmesinin üçüncü günüydü sanırım gidip izledik.Film İzmir’de sadece bir sinemada (İzmir Sineması-Alsancak) gösterime girdi bildiğim kadarıyla…

Fragmanlarını izleyip çok beğendiğimizi daha öncesinde yazmıştım.Filmi izlediğimizde biraz hayal kırıklığı yaşadım,film tamamen gerçek,kurgu değil.Belgesel havasında çekilmiş,oynayan,rol yapan yok.Öğretmen 2007 yılında o köye atanan gerçek bir öğretmen…okul,sınıf,öğrenciler gerçek… hepsi normal hayatlarını sürdürürken hiç müdahale edilmeden yaşamlarının bazı bölümleri kayda alınmış.Teknik kusurlar göze batıyordu,iç çekimlerden ziyade dış çekimler çok daha başarılıydı…Ama yine de bir meslektaşımı beyaz perdede izlemek hoşuma gitti benim…


Neşeniz bol olsun...

Kalıcı Bağlantı Yorum (9) Yorum yaz!

27.10.2009 · Kategori: her telden

ARKADAŞLIKLAR...İYİ Kİ VAR...


Hani bazı insanlar vardır; onların yanında yaşam enerjiniz ikiye katlanır,yüzünüz güler,varlıkları bile katıksız bir sevinç katar gününüze … İşte öyledir Betül ve İlker’in yanında olmak... “olsun… artık bulduk birbirimizi…şimdi ayrılsakta yeniden kavuşmak var nasılsa…” demişim şurada
, doğruda demişim çünkü geçtiğimiz hafta sonunu Balıkesir’in şirin bir ilçesinde can dostlarla yaşadık doyasıya.

 

Cuma günlerini ısrarla çok sevmeye devam ediyorum.Cumartesiler ve pazarlar güzeldir çünkü…



Cuma günü akşam çıktık yola büyük bir heyecanla…Üç buçuk saatlik bir yolculuğun ardından kavuştuk ve yine harika bir haftasonu geçirdik.Ah yine ne çok özlemişim Betül’ün o her şeyi heyecanlı heyecanlı  anlatmasını,Ali ve İlker’in her şeyle dalga geçen neşeli hallerini…Zaten eve girer girmez kısa bir hal-hatır sorma faslından sonra Betül’ün mis kokulu kahveleri elimizde derin sohbetlerimiz başladı.Tabi ben sohbetler daha fazla derinleşmeden Betül’ün evini gezmek istedim.Tek kelime ile çok zarif bir zevkin eseri harika bir evleri var.Evi güzelleştiren Betül ve İlker’in en küçük bir ayrıntıyı bile güzelleştiren orijinal fikirleriydi elbette.Ali de ben de bayıldık o güzel eve.Kendi evimizcesine rahat ettik,içimiz açıldı o güzel mekanda…

 


Cuma akşamı geç saatlere kadar oturup doyasıya hasret giderdik.Cumartesi günü enfes bir kahvaltıdan sonra pırıl pırıl güneşin altında mis kokulu çam ağaçları arasında güle oynaya mantar aradık.Biz Betülle bol bol fotoğraf çekip ormanda yürümeye çalışırken beyler ciddi ciddi mantar aradılar.Ama bulamadılar
J O güzel çam ağaçları arasında temiz havayı ciğerlerimize depolarken mantar aramaktan yorulan beyler tavla oynayarak eğlendiler bizse sohbet edip gazetelerimizi okuduk.Doğanın koynunda sessizlik,güneş ve huzur…Orada otururken fark ettim ne de çok ihtiyacım varmış güneş gibi gülümseyen bir dost yüzüne,sıcacık dost sohbetine…arkadaşlıklar… iyiki var…

O akşam yemeğini harika bir yerde yedik.Önce önümüze serilen kartpostal gibi müthiş manzarasıyla büyüledi mekan bizi ardından şırıl şırıl akan suyun sesini dinleyerek yediğimiz ve  tadı-damağımızda kalan alabalığı ile…Hava karardığı için cumartesi akşamı çok fazla gezememiştik orayı Pazar günü tekrar gittik ve İlker rehberimiz olup her bir köşesini gezdirdi bize (fotoğraflar bir çok şeyi anlatıyor aslında)...Yemek sonrasında evde seçtiğimiz filmleri izledik,eski fotoğraflara bakıp güldük,birlikte güzel tatil planları yaptık…günler geçse güzel güzel, tatil olsa…tatil denilen zaman dilimini seviyorum J

Çam ağaçları arasında arayıpta bulamadığımız mantarları bulup satan amcalardan birinin tezgahı önünde durup mantar hakkında bilmediklerimizi öğrenip iki kilosu bizim olsun dedik.Dönüş yolunda şeker gibi tatlı Kırkağaç kavunlarının asılı durduğu bir çok çadırdan birinin önünde durup kavun tadıp en tatlı görünenlerden seçip aldık.

Ve Pazar günü…dönüş vakti…ayrılıklar zor, hele de öylesine güzel bir haftasonundan sonra çok daha zor…

arkadaşlara,sevdiklerine çok daha fazla vakit ayırmalı insan değil mi?…

şimdiden özledim…

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (17) Yorum yaz!

13.10.2009 · Kategori: her telden

KAHVE KEYFİ

Bütün gün rüzgarla birlikte tepemize doluşan bulutlara bakıp ha yağdı ha yağacak dedik.Akşam üzeri iyice kararan hava ile damlalar düşmeye başladı.Gün batımıyla birlikte gelen yağmuru izlemek için balkona çıktık ama balkondan izlemek yetmedi.Çıkalım dışarıya yağmura nazır bir kahve içip dönelim dedik.Benim kahve ile hiç aram yoktur ama sevgili çok sık olmamakla birlikte kahve keyfi yapmaya bayılır.Hava yağmurlu olunca trafiğe takılıp kaldık bir süre,uzun zamandır trafik çilesini unutmuştum.Trafiğe takılınca siniri alt-üst olanlardanım,hele yağmur olunca trafik çekilmez bir çile oluyor.O karmaşada sıkışıp kalınca bende boş durmayayım birkaç fotoğraf çekeyim dedim…

Starbucks’ın müdavimlerinden değiliz.Ama bu akşam kahve içelim diye yollara düşünce starbucks’a uğramak kaçınılmaz oldu.Kahvelerimizi yudumlarken yağmur sonrası bu güzel akşamın tadını çıkardık.

 

Bu arada uzun zamandır aradığımız  termos bardaklardan starbucks ta bulunca hemde %50 indirim söz konusu olunca bir çift starbucks bardağımız oldu.Şimdi ben okulda teneffüslerde çayımın soğumasını beklemekten çayımı bitiremeyenlerdenim.E artık böyle şeker bir bardağım oldu ya okulda,arabada,uzun yolculukta sıcak-soğuk içeçek keyfimize doyum olmayacak J

 






Yağmur dindi,hava ferahladı,kahvemizi de içtik…daha ne olsun…

 





Neşeniz bol olsun…

Kalıcı Bağlantı Yorum (8) Yorum yaz!

11.10.2009 · Kategori: her telden

PEMBE-BEYAZ...BİR PAZAR...

Bu hafta sonunu bir başıma geçiriyorum.Hastalığın son demlerini dinlenerek atlatmak gayretindeyim.Boncuk gözlüm çok yoğun bir seminer programına dahil olduğu için bu hafta sonu yalnızım L O olmayınca vakit geçmek bilmiyor bir türlü resmen gözüm saate takılı kalıveriyorum.Kitabımı alıyorum elime iki satır arasında saate bakıyorum yada hadi ara versinler de beni arasın diye düşünmekten okuduğumu anlamıyorum.Elimdeki kitap Pompei (Robert Harrıs-Kelebek yay.) bitmek üzere ama bir türlü bitmiyor işte.Bundan öncesinde Kimya Hatun’u okudum bir solukta.Hem de kendimi öylesine kaptırmışım ki okurken bittiğinde nasıl tepki vereceğimi bilemedim.Bu kitabı okuyun ardından Elif Şafak’ın Aşk ını okuyun derim…Kitap hakkında daha fazla yorum yapmak istiyorum ama onu başka bir yazıya saklayayım derim ben.

Yaşamdan Dakikalar yayınlanıyor şu anda.Sunay Akın nereye gitmiş?Hıncal uluç’un o tuhaf gülüşü “Uzak İhtimal” adlı film için söylenen övgü cümlelerine karışıyor.Dakikalarca bu film hakkında konuştular: Uzak ihtimal;sadeliğin zaferi…Belli ki onlar çok sevmiş bu filmi. Merak ettim filmi ve hemen araştırdım.İmdb bu filme 8.6 vermiş.Konu ilginç olsa da filmin fragmanını izlediğimde biraz iç karartıcı gibi geldi bana kimbilir belki bu akşam gider izleriz.

 
Geçen gün sticker lar ile ilgili olarak sevgili Figen abladan bir soru geldi bana: “…senin de zevkine hayranım.Fotoğraflarda gördüğün odaya sence ne renk ve nasıl bir desen uygulayabilirim?Gerçi henüz sticker satan bir yer bulamadım ama gelecek hafta şehir dışına çıktığımda bakacağım ama aklımda belirgin bir şey yok.Senin yazılarına bakıp evinin güzelliğine hayran kalıyorum.Yazıların okuyana yaşama sevinci veriyor.O yüzden sana danışmak istedim.”  Figen ablaya çok teşekkür ediyorum.Soruyu özellikle buradan yayınlamak istedim çünkü tam senin odana uygun renklerde bir şeyler var benim bir odamda,hem bu fotoğraflardan belli olmasada bunların üzerinde hafif simler var,ışık vurduğunda çok güzel parlıyorlar tam istediğin gibi
J Pembe-beyaz…Bugünün renkleri J

Aşk hiç biter mi? Bu harika melodi de bugünün şarkısı olsun.Ne kadar güzel bir ses,ne harika sözler.Bir güzel çift için dinleyiniz efendim…

kalır dilimizde yinelenen bir şarkıda,
bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında,
kalır bir kitapta, bir masal perisinde,
bir hasta odasında, bir gece yarısında,
kalır bir durakta, yırtık bir afişte,
buruk bir gülüşte, dalmış yürüyüşte,
aşk hiç biter mi?

Neşeniz bol olsun…

Kalıcı Bağlantı Yorum (12) Yorum yaz!

10.10.2009 · Kategori: her telden

ÇOCUK RENKLERİM

Sonunda yazı yazabilecek,yazılan yazıları okuyabilecek zamanı ve gücü buldum kendimde.Hastalığı tam olarak atlattığımı söyleyemem,ilaçlara ve bitki çaylarına devam…Hatta şuan bile bir taraftan bu yazıyı yazıyorum diğer taraftan tv de bir moda programına gözüm ilişiyor bu arada da bitki çaylarımdan birini yudumluyorum.Boğazımın yumuşaması,ses tellerimin rahatlaması lazım.

Blogcunun sevimli yazarlarından ansızın a söz vermiştim ilk şanslı olarak oyuna katılacağıma dair.Ve hemen başlayalım o zaman.Benim çocukluğumun en güzel renkleri televizyona dair değil aslında ama elbette bir çok çocuk gibi bende izlerdim çizgi film.


O zamanlar da şimdiki gibi pek tv düşkünü olmadığımı anımsıyorum yine de aklımda kalan karelerden biri öncelikle jetgillere ait.Onların o teknolojik yaşamları ve beslenme şekilleri çok hoşuma giderdi.Bunun yanı sıra Beverly Hills vardı bilmem hatırlar mısınız?Süper zengin beverly hills veletlerinin tuhaf hikayeleri
J Kötü kalpli, esmer Bianca ve sarışın iyi kalpli bir kız arasında geçen olaylar…İzliyordum ben onu yaa J Ninja Kaplumbağalar vardı değil mi?Her bölümde o yeşil şeylerin yeni bir macerasını izlerdik ağzımız açık.Yine He Man vardı… Kılıcını kaldırıp “Gölgelerin gücü adınaaaa” diye bağırırdı sarı saçlı,yiğit He Man J Bir de onun bayan versiyonu She Ra yı unutmamak lazım.Savaşçı ve bir o kadar da güzel kızımız She Ra…ne çok kılıç sallamışlığı vardı kötülere…hey gidi heyyy…Bu arada He man ve She ra kardeşmiş!Daha küçük yaşlarda iskelotor onları bulmasın diye ayrılmışlar.Artık bu hikaye çocuk kalbimi nasıl etkilediyse yazasım geldi…

İşte böyle sevgili ansızın.O günlere dair hatırladıklarım bunlar benim.Benim öyle herkes gibi net çizgilerim yokmuş şimdi yazarken fark ettim.O zamanlardan belliymiş bu günlerim J Baksana bir yandan Beverly Hills gibi tam kızlara göre bir filmi hatırlarken diğer yandan He Man ı hatırlıyorum JJ

Son olarak çizgi filmlere dair hatırladıklarımda karışıklık yahut isimlerin yazılışında filan hata olabilir.Mazur görünüz efendim ne de olsa geçmiş zaman J

Neşeniz bol olsun...

Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!

1.10.2009 · Kategori: her telden

PİCK ME! AKIMI



Tasarımların güzelliği ve orijinalliği beni önce gülümsetti ardından kapıldım bende bu akıma.Sevgili, bu sevimli şeylerden fotoğrafta gördüğünüz I CAN DO IT  adlı şeker şeyi almış benim için.Ee beni tanıyor ve neleri sevdiğimi çok iyi biliyor J Onlardan bir tanesini öyle çok istiyordum ki şimdi benim…İnceleyin eminim sizde isteyeceksiniz bunlardan bir tane J

“Pick me! Üzerinde takı değil, tasarım taşımak isteyenlere.

Pick me! Yalnızca bir takı değil;yüzük,kolye,küpe ve yaka iğnesi ile başlayıp zamanla büyüyecek renkli bir tasarım ve mutluluk projesi.

Renkleri, kombinasyonları, heyecanlı tasarım fikirleriyle gecenize, gündüzünüze, ışığınıza dokunan Pick me!, onu her takanın üzerinde farklı parlayacak.

Tasarımcı Sadi Tekin tarafından ilk kez 2005 yılında üretilen Pick me! 2006 ve 2007 yıllarında İstanbul Desing Week’te sergilendi ve büyük beğeni kazandı.Gelen talep üzerine üretime başlayan Pick me! ler şimdilik Sadi Tekin’in el çizimlerinden hayata geçirilen ve 3mm. akrilikten lazerle kesilmiş kolye, küpe, yaka iğneleri ile Basic ve Kamasutra serisi yüzüklerden oluşuyor.”

 

“Melekler Korusun” adlı diziyi izleyenler dizi karakterlerinden marjinal kız Özgür’ün boynundaki Pick me!leri görmüşlerdir eminim.

Bu arada bu harika tasarımların sahibi sayın Sadi Bey’le irtibata geçtim,sağolsun Pick me! hakkında merak ettiklerim konusunda beni bilgilendirdi.Bende sizleri bilgilendirmek istedim J Buradan kendisine bir kere daha teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum…

 

Facebook kullananlar için Pick me! facebookta...Pick me! haberlerini oradan da takip edebilirsiniz…

Haydi bakalım Pick me!lere;

 http://mypickme.com/basic_tr.php

Neşeniz bol olsun... 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (13) Yorum yaz!

7.9.2009 · Kategori: her telden

BİR FUAR BİR MASAL

           
Ramazan başladığından beri akşamları dışarıya çıkmıyorduk.Kimi zaman ailece kimi zaman eş-dostla evde yada güzel bir mekanda yenilen iftar yemekleri zaten yeterince eğlenceli bir de iftar sonrası üzerimize çöken rehaveti düşünürsek dışarıya çıkmamamız normal.Ama dün akşam yemekten sonra çıktık ve fuara gittik.Türkiye nin ilk fuarı 78 yaşında imiş.Bir çok İzmir li gibi Ali nin de fuara dair bir sürü çocukluk anısı var.Ondan hep dinlerdim anılarını ve bu yıl son gününde de olsa fuarı birlikte gezdik.Son gün olduğu için midir nedir bilemiyorum ama fuar çok kalabalıktı.Bizde ilgimizi çeken bölümleri dolaşıp çıktık.Çoğu İzmir’li aynı şeyi söylüyor sanırım; “nerde o eski fuarlar?”

Geçtiğimiz günlerde takı masalı ile tanıştım.Becerikli iki bayanın başlattığı bu masal güzel bir şekilde devam edip gidiyor.Sayfamızda bu güzel sitenin linkine yer vermemizden mutluluk duyacaklarını söyleyen takı masalının sevimli bayanlarına teşekkürler.

Valla insan o masalımsı tasarımlara bakmaya doyamıyor.Buyurun bir de siz bakın;
http://www.takimasali.com/tr/masallar.html


NOT:Bu yazımın ilk yorumu yukarıda bahsettiğim masalın iki güzel hanımı Senem ve Bucu dan geldi.Onlara çok teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum...

Kalıcı Bağlantı Yorum (16) Yorum yaz!

« Önceki ::