19.9.2009 ·

BAYRAM ÖNCESİ

Ramazanın son günleri oldukça hareketli geçiyor bizim aile için.Hep birlikte yenilen iftar yemekleriyle bu güzel ayın son demlerinden ne kadar yararlanabilirsek kardır düşüncesindeyiz.

Geçtiğimiz günlerde Kızlarağası Hanının mistik havasını soluyarak kahvelerimizi orada içelim diye yemekten sonra oraya geçtik.Ama önce Kemeraltı nın arka sokaklarında gezerek bir sürü dükkan keşfettik.Her ne kadar Kemeraltı nın o boğucu kalabalığını sevmesem de ara sokaklarını ve orada hiç aklıma gelemeyecek şeyleri bile bulabilmenin keyfini yaşamayı seviyorum.Ne zamandır aklımda TV ünitemizde belirlediğim yerlere,renkli ikea çerçevelerimize ve birkaç yere daha parlak taşlar yapıştırıp onları daha da güzelleştirmek vardı.Ve aradığım taşları Kemeraltında buldum.İlgilenenler için hemen kısaca bilgi vereyim;

 


(1)
  
fotoğrafta gördüğünüz üstteki taşlar metre hesabı satılıyor.

(2)   Diğerleri ise yuvarlaklar,tek tek kullanıyorsunuz ve bir poşet içinde satılıyor.Poşetin içinde 50 tane taş var.

 

Fotoğrafların kusuruna bakmayın J aslında o yamuk yumuk kalp yerine taşlarımla bir güzel çift yazsam iyi olurdu ama o kadar sabırlı değilimJBuraya ekleyince fark ettim ki fotoğraflarda göz yoran bir ışık patlaması var.Şimdi kalkıp o taşları tek tek dizerek iki tane A yaz,çevresine kalp yap ve onları yeniden fotoğrafla,blogcunun “resim ekle” sindeki onca sıkıntıyı aşıp buraya yükle…uzun iş değil mi? J

Evlenmeden önce biz mobilya bakarken taşlı mobilyalar çok revaçtaydı.Şimdi durum nedir bilemiyorum ama o zamanlar o mobilyalara bakıp burun kıvırmıştım.Çünkü o güzelim mobilyaların hiç olmayacak yerlerine öyle saçma-sapan taşlar uygulamışlardı ki.En azından benim gördüklerim öyleydi,yani ben beğenmemiştim belki çok güzelleri vardı ama ben rastlamadım.O mobilyalara bakarken hep “aslında ben olsam şöyle yapardım,yok böyle yapardım” dediğim şeyleri şimdilerde yavaş yavaş yapıyorum J Eve gelir gelmez yukarıda metre hesabı olarak satılıyor dediğim taşların bir bölümünü belirlediğim yerlere uyguladık ve harika bir görüntü ortaya çıktı.Sanki taşları yapıştırdığımız yerler o taşlar için oyulmuş.Ben bile bu kadar güzel olacağını ve mobilya ile bu kadar bütünleşeceğini tahmin edememiştim.En kısa zamanda fotoğraflarını yayınlayacağım J

Bugün tüm dost blogları gezdim.Bir çoğu şimdiden güzel bayram yazıları ile karşıladı beni.Hepsini okumak çok keyifliydi…Onca güzel yazı üzerine ben buradan kuru bir bayram kutlaması yapabileceğim ancak J

Mutlu Bayramlar…

 

Yorum (20) Yorum yaz!

14.9.2009 · Kategori: Evimiz_guzel evimiz

EYFEL KULESİ Mİ YOKSA SAAT KULESİ Mİ?

Geçtiğimiz gün düğün fotoğraflarımızdan en sevdiğim bir tanesi için çerçeve aramaya çıktık.Aslında bu fotoğraf için uzun zamandır çerçeve arıyor ama istediğim gibi bir şey bulamıyordum.Çoğu fotoğrafımız çerçevelerini bulup evimizin köşelerini süslerken bu, en sevdiğim fotoğraf öylece bekliyordu bir köşede.En sonunda bir çerçevecide onca çerçeve arasından seçtiğimiz bir çerçeveye olur verdim.Ve gerçekten de oldu çok güzel oldu J

Çerçevecide fotoğrafımızın çerçevelenmesini beklerken birbirinden güzel tablolara göz atmaya başladım.Her şeyden çok çabuk sıkılırım demiştim değil mi sticker sevdam geçti şimdi gözüm tablolarda J Öyle güzel tablolar vardı ki ama içlerinden en çok siyah-beyaz eyfel kulesi fotoğrafı dikkatimi çekti.Ben bunu nerde gördüm diye düşünürken hatırladım Aşk-ı Memnu dizisinin Behlül ünün odasında…Diziyi izleyenler bilirler Behlül ün odasında kocaman bir tablo var;Eyfel Kulesi ve o odada harika görünüyor.Tabi ben hemen bu tablo bizim hangi odamızın hangi duvarında daha şık durur diye düşünmeye başladım.Aslında evimize çok yakışırdı ama buna rağmen ben yine de almadım o tabloyu.Ben daha orijinal bir şey olsun istiyorum,o diziden sonra eminim ki bir çok evde eyfel kulesi tablosu var.Hakkaten de yanılmamışım eve gelip internetten bakınca gördüm ki o tablo bir çok sitede ve İkeada da var ve  bir çok kişi almış bile.

 

Tablonun fiyatını sorduk.Küçük boy 35 tl büyük olan ise 80 tl dedi.Ve mağaza sahibi açıklama yapmadan duramadı; “isterseniz gidin İkeaya bakın aynısı orada da var ama onlar bu küçüğü 80 e büyük olanı ise 160 a satıyorlar” dedi. “Peki sizde neden daha ucuz?”diye sorunca “biz imalatçıyız aynı zamanda,kendimiz yapıyoruz bunları o yüzden daha ucuz “dedi.Hani dedim ya eve gelince baktım cidden aynı baskı aynı tablo ama fiyat farkı çok fazla.Geçen yıl okulumuzun felsefe kulübü gezinde aynı o fotoğrafa benzeyen bir açıyla bende saat kulesini fotoğraflamıştım -tabi saat kulesi eyfel kadar uzun olmadığı için onun kadar haşmetli çıkmamış-  Eyfel kulesi yerine onu bastırıp kendi eserimi asayım evimizin duvarlarına...

Eyfelden çok daha güzel tabloların daha ucuza satıldığını görünce yine daynamayıp sorduk neden diye.Oradaki amca “ bunlar dijital baskı oldukları için çok pahalı oluyor.Bunu basmak için kullandığımız makine bilmem kaç para,hele mürekkebi çok çok pahalı ” dedi.

Hasılı İzmirli olup o tabloyu beğenip arayanlar varsa ve cidden İkea da daha pahalıysa bu bahsettiğim mağazanın yerini tarif edebilirim sizlere J

Mutlu günler…

Kalıcı Bağlantı Yorum (29) Yorum yaz!

10.9.2009 · Kategori: Evimiz_guzel evimiz

KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER-II

Dün yayınladığım yazıdaki sevimli kediciklerle ilgili bir çok beğeni dolu yorum ve bir çok soru aldım.Arkadaşlar öncelikle stickerlar duvarlarda iz bırakmıyor (en azından bizim duvarlarda) ama aynaları bilemiyorum…Daha öncede bahsettiğim gibi ben buradaki kedili stickerları oldukça ucuza aldım.Daha önce aldıklarım bunlara göre çok daha pahalıydı.Ama kalite farkı var.Özellikle de salonumuza kumaş sticker uyguladık. Bu kedililer spor ama salondakiler çok daha gösterişli,tam salona uygun ve harika bir şey oldu.

Profil sayfamızı ziyaret edip orda evimizden bir kareyi görüpte resmin orijinalini görmek isteyenler için bu gün o fotoğrafı yayınlayayım dedim.Profil resmi olarak kullandığım için odaksal S&B uyguladığım fotoğrafın orijinali budur. 

Bu stickerı İkeadan almıştık.Uyguladığımız odadaki tüm renklerle çok güzel uyum sağladı,sanki gelincikler nazlı nazlı sallanıyorlarmış gibi J Fotoğraftaki kırmızı kalpli yastığa gelince üzerinde “seni seviyorum” yazıyor ve Alişim in bütün bir odayı güllerle donatıp tam ortaya da bu yastığı koyduğu bir sürprizi vardı geçtiğimiz yıl.İşte o güzel günden kaldı,odamıza da çok yakıştı J Bilgisayarımızın ekranını da çok sevimli bulanlar olmuş ve soruyorlar.Ekranda öpüşen sevimli bir çift var ve bir tanesinin elinde kırmızı kalpli bir balon var J Evet kırmızıya olan tutkum yeterince açık ve net ortaya dökülmüş oldu sanırım J

 
Son olarak bu stickerları nerede bulabiliriz diye soranlar için hemen söyleyeyim kedilileri aldığım yerin adını inanın hatırlamıyorum ama internette o sticker ı 16 liraya satıyorlar bense 2,5 liraya aldım.Gelincikli olanı zaten söyledim İkeadan.Ama hemen belirteyimki İkeada çok fazla çeşit yok.İzmir de olanlar için Bornova Koçtaş’a ve Kemeraltındaki dükkanlara bakmalarını tavsiye ederim.Yine naçizane bir tavsiyem daha olacak oturma odası,çocuk odası gibi yerler için daha spor,daha renkli stickerlar salonlar için ise benimki gibi kumaş,daha ağır desenli yada taşlı olanları tercih edebilirsiniz.Eğer aldığınız desen yada renkler uyguladığınız alanla uyumlu olmazsa çok göz yoran,rahatsız edici bir görüntü ortaya çıkacak ve iğreti duracaktır.Uyguladığınız zeminin pürüzsüz ve temiz olması önemli.Stickerların beyaz eşyalara,fayanslara bile uygulananları var.Ama ben şimdilik onları düşünmüyorum J

Küçük değişiklikler devam edecek…

Mutlu Günler…

Kalıcı Bağlantı Yorum (14) Yorum yaz!

9.9.2009 · Kategori: Evimiz_guzel evimiz

KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER-I

Bu aralar duvar stickerlarına takıldım kaldım.Dün akşam çok tatlı bir sticker bulunca kaçırmadım, aldım.Geç saatte eve gelmemize rağmen hiç üşenmeden onu duvara uygulamakla uğraştık.Hani bir önceki yazımda bahsetmiştim ya evimizdeki küçük değişikliklerden işte bu stickerlar evde değişiklik yapmak isteyenler için güzel bir fırsat.Ayrıca benim gibi her şeyden çok çabuk sıkılanlar için tavsiye edilir, uygulaması çok eğlenceli ve sıkıldığınız zaman çıkarıp atma şansınız da var.Önemli olan uygulayacağınız alana uygun rengi ve deseni bulmak…

 


Biz bu sevimli stickerı hemen giriş kapısının karşısındaki duvara uyguladık.Eve gelenleri iki sevimli kedi karşılıyor ve gören herkeste çok beğeniyor.Dışarıdan eve döndüğümde kapıyı açar açmaz karşıma çıkan bu sevimli tablo beni de çok mutlu ediyor.Fotoğraflarda da görüldüğü üzere kedicikler çok tatlılar… Kediciklerin isimleri eş-dost-akraba tarafından hemen belirlendi; Ayşenur ve Ali
J

 




Merak edenler için söyleyeyim bu sticker ı
bir çok yerde çok ucuz fiyata
bulabilirsiniz.Benim diğer sticklarım buna göre çok pahalıydı ama kalite farkı hemen anlaşılıyor tabikide…

Fotoğraflarda aynalı duvarla sticker ı uyguladığımız duvar aynıymış gibi görünse de arada bir koridor var o duvarlar karşılıklı…Ben özellikle birinci fotoğrafta kediciklerin aynalardan birine yansımasına bayılıyorum.Özellikle öyle ayarlamadık,öyle oldu,güzel oldu…

 Mutlu Günler…



Kalıcı Bağlantı Yorum (23) Yorum yaz!

7.9.2009 · Kategori: her telden

BİR FUAR BİR MASAL

           
Ramazan başladığından beri akşamları dışarıya çıkmıyorduk.Kimi zaman ailece kimi zaman eş-dostla evde yada güzel bir mekanda yenilen iftar yemekleri zaten yeterince eğlenceli bir de iftar sonrası üzerimize çöken rehaveti düşünürsek dışarıya çıkmamamız normal.Ama dün akşam yemekten sonra çıktık ve fuara gittik.Türkiye nin ilk fuarı 78 yaşında imiş.Bir çok İzmir li gibi Ali nin de fuara dair bir sürü çocukluk anısı var.Ondan hep dinlerdim anılarını ve bu yıl son gününde de olsa fuarı birlikte gezdik.Son gün olduğu için midir nedir bilemiyorum ama fuar çok kalabalıktı.Bizde ilgimizi çeken bölümleri dolaşıp çıktık.Çoğu İzmir’li aynı şeyi söylüyor sanırım; “nerde o eski fuarlar?”

Geçtiğimiz günlerde takı masalı ile tanıştım.Becerikli iki bayanın başlattığı bu masal güzel bir şekilde devam edip gidiyor.Sayfamızda bu güzel sitenin linkine yer vermemizden mutluluk duyacaklarını söyleyen takı masalının sevimli bayanlarına teşekkürler.

Valla insan o masalımsı tasarımlara bakmaya doyamıyor.Buyurun bir de siz bakın;
http://www.takimasali.com/tr/masallar.html


NOT:Bu yazımın ilk yorumu yukarıda bahsettiğim masalın iki güzel hanımı Senem ve Bucu dan geldi.Onlara çok teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum...

Kalıcı Bağlantı Yorum (16) Yorum yaz!

1.9.2009 · Kategori: her telden

ETKİ-TEPKİ MESELESİ

Şimdi ben bir süre ortadan kaybolsam ki kaybolmamda yazmaya vakit bulamasam hemen ‘nerdesiniz?’, ‘neden yazmıyorsunuz?’,’hadi ama merakla bekliyoruz…’ tarzında yorum ve mailler geliyor ya işte o zaman ben kendimi yazmakla sorumlu hissediyorum.Arayı uzattığım zaman ise ‘bak işte gördün mü yine soracaklar neden yazmadın diye’ diyerekten kendime kızıyorum J tuhaf değil mi? Bence tuhaf ama web günlüğü yazmaya kalkınca ben oturayım bişeyleri bloglayayım deyince, işte bunlar kaçınılmaz oluyor…Sayfamızı sahiplenip sevenlere buradan yürekten teşekkürler.Ama sevmek-sahiplenmek başka bir şey yazarın cümlelerine karışmak, ‘öyle yazma böyle yaz’ demek başka bir şey.bunları birbirine karıştırmamak lazım değil mi?

 

İlk başlarda birazcık olsun hasret dindirmek adına açılan bu blog zamanla bir çok okuyucu ile büyüdükçe büyüdü.Ve haliyle bu büyüme karşısında bir güzel çiftte kelimelerini daha bir özenle seçmeye başladı.Nazar dedik,aman(!) dedik sınırladık yazdıklarımızı.Ama ‘olsun’ dedi sevgili okur ‘olsun biz aşkı gözünden tanırız ve maşallah demeden geçmeyiz’ .Hayatımızın kıyısından köşesinden bu sayfaya yansıyanları okuyup ‘maşallah’ını esirgemediğin için teşekkürler sevgili okur.

        

Kişisel bir web günlüğü işte bizimkide…okuyanla aramızdaki ise bir etki-tepki meselesi… Her davranışımız,ekrana yansıyan her cümlemiz ulaştığı zihinler ve yüreklerde bir yer bulur,bir anlam yüklenir ve nihayetinde bize geri döner.Dönüp gelenler, bizim gönderdiklerimizin yorumlanıp geri gönderilmiş halinden başka bir şey değildir aslında.Dedim ya bu bir ‘etki-tepki’ meselesidir.Bu prensibi aklımızdan çıkarmadan yapılması gereken doğru davranmaktır.E bu noktada önemli olanda doğru davranışın hangisi olduğunu tesbit etmektir.Herkesin doğrusu bir olmuyor çoğu zaman ve doğrularımız bir değil diye de saldırganlaşmak olacak iş değil.Bir web günlüğü sahibi olanlar iyi bilirler;sen ne yaparsan yap,ne söylersen söyle söylemek istediklerin karşı tarafın anladığı kadardır ancak.O yüzden ya karşı tarafın ne anladığına dikkat edeceksin yada aklına geleni içinden geldiği gibi yazacaksın.

 

Samimiyet önemli…samimi blog yazılarını okumayı seviyorum ve onların içtenliklerini destekliyorum.Kimi zaman ‘artık bıraksam yazmayı’ dediğimde onların o samimiyetleri yetişiyor imdadıma ki yazmak bir tutku öyle kolay vazgeçilmiyor.Bu blogta yazdıklarım içimden gelenler olsa da benim de kaşlarımı çatıp uzun uzun ciddi meseleler yazdığım yerler var.Çünkü yazıyorum.Çünkü işte öyle.Ama en çokta buraya yazmayı seviyorum.Öyle her mutluluğumu kendimce aklıma estiği gibi burada dikte etmek eğlenceli benim için.Ha bu yazıyı da neden yazdığımı da bilmiyorum içimden geldi J

 

‘Nerelerdesiniz?’ diye soran onca kişiye cevap veremedim…Sürpriz misafirlerim vardı ablamlar buradaydı. Benim çılgın ablam minik dokunuşlarla (!)evime çok değişik bir hava kattı ve onunla bu süreç çok eğlenceliydi… evimizin dekorasyonu için yaptığımız minik değişiklikleri de yazarım bir ara JGünler nasıl geçti anlamadım,bir orda bir burada derken onlar gitti bugün okul başladı…

şimdilik

Mutlu Günler…

Kalıcı Bağlantı Yorum (15) Yorum yaz!

31.8.2009 · Kategori: her telden

ÖDÜLLENDİK...ARKADAŞLIK ÖDÜLÜ...



http://nanelimonkabugu.blogcu.com/
un sevimli hatunları bizi bu ödüle layık görmüşler ve demişler ki ‘bu ödülü bakalım kimler kabul edecek…’ ya insan böyle güzel bir sayfa yazarlarından böylesine güzel ve anlamlı bir ödül alır da kabul etmezlik yapar mı hiç?Öncelikle teşekkür ediyor,bir güzel çift adına bu ödülü kabul ediyorum ve ödülün gereğini yerine getirmeye çalışıyorum…

 

 

ÖDÜLÜN KURALLARI

1-size ödüllendirene teşekkür edin.
2-sizi ödüllendirenin linkini yayınlayın.
3-ödülün logosunu yayınlayın.
4-7 yaratıcı blogeri ödüllendirin.
5-bu 7 blogun linkini yayınlayın.
6-ödüllendirdiklerinizi bundan haberdar edin.
7-kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın

 





İlginç;bir güzel çiftin Ayşenur’u olarak ben yazacağım 7 özellik.

 

1.Keyfime aşırı derecede düşkünüm.Hiç kimsenin hiçbir şeyin keyfimi bozmasına izin veremem.

2.Sabah uykularım meşhurdur.Hani yatağa nevresim olsam yeridir tarzında bir uykucuyum.Sırf sabahları daha fazla uyuyabilmek adına ders programımı yapan müdür yardımcımızla pazarlık yapabilen bir öğretmenim J Sabah uykularımı alamayınca derslerde verimli olmadığımı düşünüyorum ne yapayım J

3.Dil öğrenmek benim için bir tutku.Her ne kadar eğitim sistemimiz beni dil konusunda ‘çat-pat’ konuşur durumda bıraksa da o çat-pat ı iyi bir düzeye taşımak konusunda hala çok azimliyim.

4.Uzun süre aynı yerde duramıyorum.İlla hareket halinde olmalıyım.Bu yüzden 40 Dk lık ders boyunca sınıfın gezmediğim köşesi yok.

5.Tipik bir kova kızıyım.Özgürlüğüme ziyadesiyle düşkünüm.Bu özgür tarz her şeyime olduğu gibi evime ve kıyafetlerime de yansımış durumda.Okulun yaş olarak en küçük öğretmeni olduğum için tüm meslektaşlarımın benim kıyafetlerime,ders anlatışıma ve öğrencilerimle olan iletişimime bakıp beni ‘özgür kız’ diye çağırmalarına bozuluyorum çoğu zaman, çünkü benim bir adım var J

6.Hayatımda iyi ki olmuş dediğim ve bunun için her saniye her dakika şükrettiğim bir şey var; aşk hakkındaki tüm saplantılarıma rağmen iyi ki Ali’ye aşık olmuşum,iyi ki aşkı onda tatmışım ve iyi ki onunla evlenmişim…

7.Tasavvuf denilince akan sular durur benim için.Ve şimdi tasavvuf dedim ya bu yedinci maddeyi açmaya kalkarsam uzayıp gider,başka zamana saklayayım bu konu hakkında yazacaklarımı.

Bizim bu yedi kişiyi seçmemiz bir hayli zor olacak.Çünkü öyle güzel dostlar edindik ki buralarda…Ama sayı yedi olunca yedi blog ismi yazacağım mecburen…

 

  1. http://ezgilimelodi.blogcu.com/
  2. http://diclece.blogcu.com/
  3. http://gamzeliyimki.blogcu.com/
  4. http://nevbahar01.blogcu.com/
  5. http://sevimlitirtil.blogcu.com/
  6. http://tedirginruhcikolatacisi.blogcu.com/
  7. http://ukhuvan.blogcu.com/

 

Mutlu günler…

Kalıcı Bağlantı Yorum (8) Yorum yaz!

24.8.2009 · Kategori: her telden

ÇALAKALEM...YOK YOK ÇALAKLAVYE...

-Orhan Pamuk’un satırlar süren uzun cümleleri içinde kayboluyorum.Kendisine karşı önyargılıyım,kızgınım…Onu ziyadesiyle ukala buluyorum. ‘lanet olsun içimdeki okuma sevgisine’ J demeyeceğim ukalada olsa,kendisini sevemesem de okumayı seviyorum ve Orhan Pamuk’un Sessiz Ev adlı eserini okuyorum.Bu arada Ali ile ben  bu yazarımızın soyadını ‘Pamuk’ değilde ‘Pambık’ diye telaffuz etmekten tuhaf bir keyif alıyoruz J Adanalılara sevgiler…

-Ramazanın ilk günleri sandığımdan daha kolay geçiyor.Evet ‘her zorlukla beraber bir kolaylık vardır’(el-inşirah,5-6)…kolaylığı veriliyor emreden tarafından…

 -Yalnız ezan vaktine doğru midem çanlarını çalıyor ve ben yemek yapmak için geç kalmış olursam resmen mutfakta Rachel Ray gibi oluyorum; ‘eveeett sevgili hanımlar onu alıp buna karıştırıyoruz,haşladığımız onun suyunu şuna katıyoruz veee nefis bir yemek iştee’ tarzında J Şimdi buradan Rachel ablayı sevmediğim gibi bir anlam çıkarılmasın lütfen bilakis kendisini ekrana kilitlenmiş bir vaziyette izliyorum.Hiç bitmeyen bir enerjisi ve hiç susmayan bir çenesi var.Oradan oraya koşuştururken bir bakıyorsunuz hem stüdyodaki hatun kişilere bir şeyler anlatmış, konuğuna laf yetiştirmiş ve birde ortaya bir tabak yemek koymuş.Ben her seferinde ‘aha bak bu sefer çenesi yüzünden yetiştiremeyecek’ derken o 30 dk.da yapıveriyor yemeğini.Onun o kocaman kürek misali kepçelerini,rengarenk tencerelerini,o şirin buzdolabını,sempatikliğini ve her programda değişik bir rengini giydiği kruvaze elbise-gömleklerini çok seviyorum.Ama gel gör ki benim için yemeklerde lezzet birinci sırada ise görüntü onun hemen ardındadır.İşte bu Rachelciğimin yaptığı yemeklerin hiçbiri benim gözüme hitap etmiyor.Bu konuda çok çalışması lazım…

-Ha bir de Ellen var.Bu ablada Emmy ödülü almış bir sunucu.Bilenler bilir sabah programı yapıyor ve tuhaf yarışmaları falan var.Erkeksi tavırları ve giyim tarzıyla konuşuyor,konuşuyor,konuşuyor…İzleyenler ve konukları ona çok gülüyor…Bense sadece bakıyorum Ellen sana…ha bir de bu Ellen evlenmiş hem de kendi gibi ama kendinden daha güzel bir bayanla! Taa ne zaman evlenmişti işte de benim aklıma geliverdi yazayım dedim, şimdi napmış bilemem…ilgilenmiyorumda zaten…hıh!!! J

-1 kadın 1 erkek var mesela.TürkMax’ta…başlaması,bitişi,konusu ve iki oyuncusuyla izlettiriyor kendini bu dizide.Geç saatlerde yayınlanmasına karşın daha ilk bölümlerinden itibaren izliyorduk biz bu diziyi Ali ile.Ve her bölümde gülüyor,bazı bölümlerde ise ‘aa bak bunlarda bizim gibi’ demekten kendimizi alamıyorduk.Her bölüm farklı bir mekanda
geçiyor.Otobüste,mutfakta,restaurantta,bankada,konser kuyruğunda vs vs…Şimdilerde bu dizinin bazı komik kesitlerini face de yayınlamak çok moda izlemediyseniz mutlaka bir şekilde oralarda rastlarsınız.

-Bir çok dizi gayet güzel başlıyor.Bence bazı diziler sadece beş bölüm filan çekilmeli.Çünkü bir yerden sonra içime sıkıntı veriyorlar.Kendini tekrar ediyorlar yahutta daha fazla izlenelim adına saçmalamaya başlıyorlar.Hiç bir zaman çok Tv izleyen biri olmadım,izleyemiyorum çabuk sıkılıyorum.Hele deli gibi dizi takip edip ertesi gün eş-dostla kritik yapanlardan hiç değilim ama denk geldikçe dizilerin ilk bölümünü izler bırakırım.Çünkü bilirim ki bölümler ilerledikçe bayacaklar izleyiciyi.Geçen günde ‘ey aşk nerdesin?’i izledim iki bölümcük.Oldukça şeker J

-Sütlaç yapayım akşama diyorum ne dersiniz.Daha önce hiç yapmadım deneyeyim nolcakki.Bolulu Hasan Usta yı da çağırırım ‘bak derim senin sütlü tatlılarından çok daha güzel olmamış mı?’ J İftardan sonra yeriz Alişim’le…hımmm yapayım ben,üzerine de hafif tarçın..ooohhh…ben tarçın kokusunu çok severim…

-Şimdi ben bugün böyle çalakalem yazıyorum ya –ha dur ara nağme gireyim hemen; şimdi ben klavye ile tıkır tıkır yazıyorum yani elimde kalem yok o zaman çalaklavye mi demem lazım? J - diyeceklerki bana o kadar programdan programcıdan bahsetti bide TV izlemiyorum diyooo.Bende derimki izlemiyorum diye hepten de cahil değilim canım takip ettiğim bazı şeyler var benimde.Mesela cnbc-e nin o sıkıcı ekonomi programları bitince takılıyorum oraya…ooohhh mis gibi…mesela Sponge Bob-Sünger Bob var ya, ben onu çok seviyorum.Psikolojide ‘gerileme(regresyon)’ derler dimi benim bu eylemime J Kocaman kız ne izliyor aa çok ayiipp J Bide The Simpsons,Family Guy,South Park var izlerdim ben bunları, izlerken de gülerdim çoğu zaman J Sonra Scrubs,Seinfeld,Malcom in the middle daha aklıma gelmeyen bir çok dizi…Tekrarlarını bile izlemek çok keyifli benim için.Lost,Prison Break,How I met your mother sevgiliyle izlemekten keyif aldığımız diziler.Lost demişken bekliyoruz altıncı sezonu işte.Sahi 6 idi değil mi?Öyle çok kafa karıştırdılar ki sonlara doğru bir geçmiş bir gelecek derken,kim kimdi,günlerden neydi,kimin eli kimin cebindeydi ben takip edemez oldum artık…Lost ekibi duyun sesimiziii J

-Benim mutfağımda kış hazırlığı başladı.Anneciğim buraya geldiğinde börülce koymuştu dolaba.Bende ondan öğrendiklerimi tatbik ettim.Çandarlı dan ikinci annemin getirdiği hormonsuz mis kokan domateslerden sakladım.Taze fasulye ve barbunyada attım dolaba.Kışın okuldan eve gelince yapacak hazır yemeklerim oldu ne güzel.Pratik hatun olma yolundayım.O küçük buzdolabı poşetlerini hele de kilitli olanları çok seviyorum.Ha bir de yağlı pişirme kağıdı var favorilerim arasında.Fırın tepsisi başta olmak üzere her türlü tepsiyi yıkamaktan nefret eden ben gibiler için süper bişey J

-Bir çok blog var okuduğum.Bir çoğunu çokta keyif alarak okuyorum.Ve bu aralar diğer bloglarda bir mim dalgasıdır gidiyor.Peki bize ne oluyor a blogcu dostlar neden bizim bir mimimiz –ahhha ne güzel oldu mimimimiimiiiii- bile yok hala.Bir mim ile bir çoğunuzu mimleyesim var haberiniz ola J

-“Güllere vurgunum,güllere sevdalı
   Bana güller derin,kırmızı güller verin…”

Sanılmasın ki geçen hafta o güzel günde ben çiçeklere doydum.Evimizdeki vazolar hiç bu kadar boş kalmamıştı.İlgililere duyurulur J

-Bu yazının bir yerde bitmesi gerek.Yoksa uzadıkça uzayacak.

Mutlu günler…

Kalıcı Bağlantı Yorum (22) Yorum yaz!

22.8.2009 · Kategori: her telden

HER ŞEYDEN BİRAZ

Bu akşam bilgisayarımdaki fotoğraflara bakarken geçtiğimiz günlerde izlediğimiz bir tiyatrodan fotoğraf makinemize yansıyan bazı kareleri görüdüm.Bunları görünce o güzel günü yazmayı nasıl ihmal ettiğimi düşündüm.Geçte olsa bahsetmek isterim bu oyundan.Daha önce şurada açık hava sinemasına gitmek istediğimizden bahsetmiştim.İstediğimiz gibi filmler olmadığını da yazmıştım.Bunun üzerine açık hava tiyatrosunu tercih etmiştik.Açık hava tiyatrosunun keyfi bir başka oluyor;oyundan önce kahvelerimizi yudumlayıp sohbet ettik ve çam ağaçlarının arasından esen hafif rüzgarla izledik oyunu. 

 İzlediğimiz oyun ‘Yedi Kocalı Hürmüz’…Bu oyunu çok önceleri İstanbul’da izlemiştik ve birde İzmir’li oyunculardan izledik.Oldukça keyifli bir eser.Sadık Şendil’in bu hoş eseri bugünlerde yönetmenliğini Ezel Akay’ın yaptığı bir sinema filmi olarak karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. 20 Kasım'da gösterime girecek olan filmin başrollerinde Nurgül Yeşilçay, Gülse Birsel, Haluk Bilginer, Erkan Can, Memet Ali Alabora, Sarp Apak, Cengiz Küçükayvaz, Öner Erkan, Cem Karakaya, Ezel Akay, Müjdat Gezen, Erol Günaydın, Zihni Göktay, Halit Akçatepe ve Betül Arım yer alıyormuş.

Söz tiyatrodan filme gelmişken birkaç film hakkında yazasım vardı onları da yazayım.Evde DVD keyfi yapmak isteyenler için belki bir fikir olur.

Önce kısaca The maiden and the wolves-Genç Kız ve Kurtlar(2008) adlı filme değinmek isterim. Filmin konusu çok ilginç olmamakla birlikte filmdeki bembeyaz dağlar,harika kar görüntüleri oldukça hoş.20 yaşında olup adı da Angele olan bir kız var.Bu kız veteriner olmak istiyor hem de ilk bayan veteriner.Ancak bulunduğu toplum bir bayan veteriner düşüncesini çok yersiz bulmakta.Ama Angele kararlı,ısrarlı…Bir çok filmde ve yaşamımızda da gördüğümüz,bazı insanların kişisel hırsları için doğal yaşamı nasıl mahvettikleri bu filmde de işlenmiş. Bu sıcak yaz günlerinde harika kış manzaraları görmek isteyenlere tavsiye edilir.

The Hangover-Felekten Bir Gece (2009) ; Bu sefer bir komedi filminden bahsedeceğim.Öyle sanatsal sahneler ya da çarpıcı replikler beklemeyin.Eğer canınız sıkılıyorsa oturun bu filmi çerez niyetine izleyin.

Filmde arkadaşlarının düğününden iki gün önce bekarlığa veda partisi vermek için Las Vegas'a giden dört arkadaş,sarhoş oldukları parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve dolapta ağlayan altı aylık bir bebek ile uyanırlar. Ayrıca damat ortada yoktur. Bir gece öncesine dair hiçbirşey hatırlamayan üç arkadaş ip uclarını takip ederek işlerin nerede kontrolden çıktığını bulmak zorundadırlar. En önemlisi de damadı bularak zamanında Los Angeles'a düğününe yetiştirmeleri gerekmektedir.”

Film Amerikalı izleyicilerden tam not almışa benziyor.Komedi izleyip kafa dağıtayım diyorsanız bu filmi tercih edebilirsiniz.

The Kite Runner-Uçurtma Avcısı(2007) ; Afgan yazar Khaled Hosseini’nin(Halit Hüseyni) aynı adlı çok satan romanından uyarlanan “Uçurtma Avcısı-The Kite Runner”da, uzun yıllardır Kaliforniya’da yaşayan Amir adlı bir Afgan göçmeninin, çocukluk arkadaşı Hasan’ın oğlunun başının dertte olduğunu öğrendikten sonra ona yardımcı olmak için Taliban yönetiminin kontrolündeki anavatanına geri dönüşünün çarpıcı öyküsü anlatıyor.

Kitabı bir solukta okuduğumu hatırlıyorum.Aslında kitaptan sinemaya uyarlanan yapıtlara karşı önyargılıyım ve bu seferde haksız çıkmadım.Beyaz perdede gördüğüm hiç bir şey o güzel cümlelerin hissettirdiğini yaşatamıyor işte.Filmi izleyipte kitabı okumayanlara kitabı tavsiye ederim.Filmde çok kötü değildi tamam kabul ama dedim ya işte ben önce kitabı okudum J ama ne olursa olsun bu filmin arşivimizde bulunmasından hoşnutum…

Daha üç filmden bahsettim ama sayfa dolup taştı.Halbuki daha bitmemişti J neyse başka zamana bırakıyorum diğerlerinide…

*****

Aslında Ramazan ayının gelişiyle ben kitaplarıma daha çok gömüleceğim,öyle görünüyor J Ama tiyatro –film derken söz uzadıkça uzadı ve kütüphaneme eklediğim yepyeni beş kitabımdan bahsedemedim.Kitaplarıma olan düşkünlüğümden orada bahsetmiştim değil mi?Okuma açısından bu yaz oldukça verimli geçiyor benim için.Ve bu güzel ayda gündüz öğünleri hayatımdan çıkınca okumak için daha da çok vaktim olacak buna seviniyorum J

 Güzel bir ay yine tüm güzelliği ile başladı ve bütün güzelliği ile yaşanıp bitecek…bitmeden ne yapabilirsek ne yaşayabilirsek yanımıza kar kalacak…Yanımıza kalanları diğer aylara da yansıtabilmek ümidiyle…

 Mutlu bir Ramazan ayı dilerim…

Kalıcı Bağlantı Yorum (9) Yorum yaz!

18.8.2009 · Kategori: benligime hosgeldin icimin gulen yuzu

MUTLULUK BU DA DEĞİLSE BAŞKA NE OLABİLİR SANKİ...

Ne kadar çok sabırsızım herkes öğrendi artık…Benim o sabırsız,çocuksu hallerime rağmen canım eşim sabırla beni avutup sürprizini doyasıya yaşattı bana.

Son cümlelerimi de yazıp bilgisayarımın başından kalkınca hemen toparlanıp çıktık evden.İlk durağımız Güzelbahçe oldu.Deniz kenarında,hoş bir mekanda harika bir kahvaltı ile başladık güne.Güzelbahçe ye gelinceye kadar tüm tabelalara baktım “bu yol nereye gidiyor?” diye.Bir sürü şey yazıyordu ve ben bir türlü kestiremedim nereye gittiğimizi.

Kahvaltımızı yaparken Ali “artık biraz olsun merakını gidereyim;Çeşme’ye gidiyoruz.Giderken sahil yolunu kullanacağız,görmeni istediğim yerler var” dedi.Ohh biraz olsun rahatladım.Demek Çeşme’ye gidiyoruz.Peki ama neden Çeşme?Ben düşünüp dururken birbirinden güzel yerler geçtik.Ali ellerimi sımsıkı tutarken sabırsız ama güven doluydum ve ben her daim onun yanında içime dolan bu güven duygusunu yaşamaya bayılıyorum…

 Çeşme’ye vardığımızda vakit öğleyi geçiyordu.Hemen otele geçtik.Ben lobide otururken Ali görevlilerle hararetli konuşmalar yapıyordu.Ben oteli incelerken arada bir bana bakıp ‘sabret az kaldı’ dercesine göz kırpıyordu.O gün otel tıklım tıklım doluydu.Yerli-yabancı bir sürü konuğu vardı.Otele yeni giriş yapanlar,otelden ayrılanlar,etrafta bir o tarafa bir bu tarafa koşuşan birbirlerinin dillerini anlamamalarına rağmen deliler gibi gülüşüp oynayan çocuklar…Biraz olsun heyecanımı yatıştırmak için çevremde olup bitenlerle ilgilenmeye başladım.Geçtiğimiz yıllarda Ali bu otelde eğitim verdiği için oranın yabancısı değildi.Ama ısrarla bu oteli tercih etme nedeninin başka olduğunu vurguluyordu.Nihayet Ali ve görevlilerin konuşmaları bitince sevgili yanıma gelip ‘hadi bakalım,gidip biraz dinlenelim’ dedi.Dinlenmek… evet cidden çok ihtiyacım vardı.Odanın kapısına geldiğimizde eşyalarımızı bırakan görevli yanımızdan ayrılınca Ali beni içeriye buyur etti.İçerisi rengarenk tüllerle ve çiçeklerle süslenmişti.Her şey o kadar güzel,insana huzur daha da güzeli mutluluk vericiydi ki ,o zamanda çakılı kalmak isteği uyandırıyordu.

 

Çantamı bir iskemlenin arkasına astım,oturdum,ayak ayak üzerine attım.Söyleyecek söz bulamamış,nefes alışım hızlanmıştı.Her şeyi inceledim tek tek,benim için özenle hazırlanmış bu odada sevgilimle birlikteydim.Daha ne olsundu ki.Masanın üzerinde duran büyük bir zarfın üzerinde ismim yazılmıştı. Alişim’in el yazısı ile AYŞENURuma yazıyordu.Zarfı elime aldım ‘sesli okur musun?’ dedi sevgili.Okurum elbet hem de büyük bir keyifle.Başladım okumaya ve altıncı-son sayfaya geldiğimde gözyaşlarım,hıçkırık halini almıştı.Öyle cümleler yazmıştı ki sevgili bana yüreğim gözlerimden akmıştı sanki.Yazılanları buradan da paylaşıp sizlerinde yüreklerine dokunabilmeyi çok isterdim sevgili okur, lakin Ali bundan hoşlanmayacaktır eminim.En iyisi bizde saklı kalsın…

*****

 Saatin kaç sularında olduğunu bilmediğimiz bir anda  kalkıp hazırlanmamız gerektiğini hatırlattı sevgili bana.Evde iken onun yardımı ile valizimi hazırladım demiştim ya işte onun seçtiği beyazı mavi ile kombinlediğim en şık kıyafetlerimden birini giydim.O ise benim tercihim ile o güzel gözlerini daha da güzelleştiren buz mavisi bir gömleği lacivert pantolon ile giydi.Israrla ‘daha yeni başladık’ diyordu bana.Süslenip-püslenip akşam yemeğine indik.Birbirinden güzel Latin müzikleri eşliğinde yemeğimizi yedik.Yemeğin sonunda Ali cebinden iki bilet çıkarıp bana uzattı.Çeşme Açık Hava Tiyatrosunda Sezen Aksu konserine en ön sıradan iki bilet…Önce gözlerime inanamadım ama yok bu gerçekti,rüya gibi ama gerçek J Ve özellikle Çeşme’yi ve bu oteli tercih etme sebebini anlattı; ‘Sezen’in 15 ağustostaki konseri buradaydı onun için buradayız ve bu otel Açık Hava Tiyatrosuna çok yakın olduğu için burada kalacağız.’ 

Yemek sonrası tatlılarımızı nasıl yediğimizi hatırlamıyorum bile.Öylesine heyecanlandırdı ki bu konser fikri beni yerimde duramaz oldum.21:15 te başlayacak olan konsere bir saat öncesinden gittik benim yüzümden.İyikide erkenden gitmişiz zira tiyatronun önünde upuzun bir kuyruk vardı.Aramaları geçip yerimize oturduk.Herkesin fotoğraf makinesini alan polis ablalar bana bişey demediler.Ama görevliler konser boyunca fotoğraf çekme konusunda ciddi uyarılar yaptılar.Sadece birkaç fotoğraf çekebildim ama bol bol video kaydı yaptı Ali.Blogun video ekleme bölümü etkin olsa o güzel anları buradan sunmayı çok isterdim.

Konser dört saate yakın sürdü ve tek kelime ile büyüleyiciydi.Fahir Atakoğlu ve Erkan Oğur’u Sezen Aksu ile aynı sahnede izlemek harikaydı.O gece Akdeniz müziğinin eşsiz melodilerine doyarken Sezen Aksu nun esprileri herkesi kahkahaya boğdu.

*****

 

Konserden çıktığımızda saat biri geçiyordu.Sezen’in şarkılarını mırıldanarak el ele otele geldik.Üzerimizi değiştirip tekrar çıktık.Çeşme merkeze indik.Ve Ali küçük hediyelerini sunmaya başladı sırayla…Beni mutluluktan ağlatan mektubu,harika bir konser ve ardından minik minik hediyeler.Bunlardan biri Elif Şafak’tan AŞK…Hemde pembe kapaklı,benim istediğim gibi yani J Ve daha bir sürü küçük sürprizler…Saat üç sularına kadar dolaştık Çeşme sokaklarında,birbirine benzeyen sokaklarda kaybolduk,kaybolduğumuza güldük,sahilde çekirdek çitledik,hiçbir saatte canlılığını yitirmeyen Çeşme çarşısında vitrinlere baktık…

 

Ertesi güne uyanmak çok zor oldu haliyle.Güneşli,pırıl pırıl bir nehir gibi akıp giden bir Çeşme gününde önce otel içinde eğlenmeyi tercih ettik.Ali bana bilardo öğretti mesela.Öğrendim ve oyunda yenildim.Sonra ‘masa tenisi oynayalım da gör sen gününü’ diye tutturdum.Her fırsatta bana ‘ben üniversitede masa tenisi şampiyonuydum’ diye hatırlatan sevgiliye meydan okumakta nerden çıktı bilmem ki yenilen pehlivan misali ettik bi hata işte.Neticede onda da yenildim J

 

Bir önceki akşam geç saatlere kadar dışarıda olduğumuz için otelimizin ince görevlileri o akşam odamıza yaptıkları ikramlarla evlilik yıldönümümüzü kutladılar.Biz yine çıkıp Çeşme’nin ılık gecelerinin keyfini yaşadık.

İlk günlerimizi konuştuk hatta ilk karşılaşmamızı.Soğuk bir şubat günüydü gözlerim gözlerine değdiğinde.Aşk nedir bilmezken ta karşımdaydın işte…Şiddetli kavgalarımızı,tutkulu ayrılıklarımızı ve yine aynı tutkuyla bir araya gelişlerimizi.Kaç kere ‘bitti artık’ dedim ben sana sevgili,kaç kere kapıları çarpıp iz bilmediğim yol bilmediğim sokaklarda koştum gece yarılarında ve sen kaç kere buldun beni bilinmezlerde de elimden tutup ‘yeterki sana bişey olmasın huzurum’ dedin.Sabrına hayran oldum,kahramanım oldun.Karşında kendimi dünyanın en güzel kızı gibi hissedip,prensesim ben sandım o boncuk gözlerinin güzel bakışları karşısında…Hala aynı bakışları görmek bu hayatı yaşanılır kılan, hala ‘bitti’ dediğim o şiddetli zamanlarımızda bile bu aşkı bitirmeyen; yanında duyduğum güven duygusu,hissettiğim aşk…Hep korkumdan tutulduk biz onca şiddetli kırgınlıklara,korkumdan… çünkü biz bu yola ‘el ele Allah’a yüreyeceğiz,beşeri aşktan birlikte ilahi olana varacağız’ diyerek çıktık sevgili,bu yüzden çok fazla anlamlıydı bizim birlikteliğimiz ve bu yüzden böylesine çok sevdim seni…Sen benim dualarımın kabulüsün Ali…

*****

Benim sürprizim Ali’nin incelikleri yanında pek bir sönük kaldı.Onca heyecanıma,uykusuzluğuma değdi bana yaşattığı güzellikler.Buraya yazarken bir çok şeyi kelimelerle ifade edemeyecek kadar aciz düştüm.Her şey bir rüyanın karmakarışık ama büyülü havası içinde yaşandı işte…Bunları yazarken bile,içimden,ta içimden bir şeylerin akıp gittiğini duyuyorum,mutluluk bu da değilse  başka ne olabilir ki sanki diye düşünüyorum…

Kalıcı Bağlantı Yorum (26) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »